MÜKEMMEL !
Her Türk gencinin mutlaka okuması gereken, 1910-1960 Türkiyesine ışık tutan oldukça objektif bir otobiyografik eser.
Şevket Süreyya Edirne'de doğmuş çocukluk çağını orada geçirmiş. Balkan Savaşları ile birlikte İstanbul'a gönderilse de daha babasının asker olmasını istememesi nedeni ile Edirne öğretmen lisesini bitirmiş, öğretmenlik yapamadan iki ağabeyinin de 1. Dünya Savaşı'nda şehit olması ile kendini 17 yaşında harbe atmıştır.
Kitap Balkan savaşlarından başlayarak, Birinci Dünya savaşına tanıklık eder. O dönem Anadolu coğrafyasının cahilliği, kuraklığı içimize işler kitapta. Cephe'de Bolşevik devriminin çıkması ile Rus askerlerinin çekilmesi, savaşın ardından Turanı benimseyen Aydemir'in kendini Türkçülüğe adayarak Azerbaycan'a gönüllü öğretmenliğe gidişi, orada tanıştığı Bolşevik komiserle birlikte Rusya'nın kaderini arkadaşları (Nazım Hikmet de dahil)ile yakından izlemesi, Enver Paşa hakkında bilinenlerin ötesindeki bahsedişleri, sonra tekrar anayurda dönüş ve Kadro dergisinin çıkartılması, mahkemeler, Afyon cezaevi ve dönemin işleyişi o kadar güzel anlatılmış ki kelimeler kifayetsiz.
Böyle bir hatıra nadir bulunur. Ne kadar şanslıyız.
Bu kitabı seven, benim görmeme ve okumama vesile olan canım babamın ruhu şad olsun.
"Füsun kolonyayı dökerken Kemal’i sona saklamıştı. insan vedalarda en sevdiğini sona saklar."
"Kendi kendine eşya toplayan, bunları bir köşede biriktiren her takıntılı kişinin arkasında bir kalp kırıklığı, derin bir dert, açıklanması zor bir ruhsal yara olduğu anlamına geliyordu bu soru. Benim derdim neydi?"
Kemal hatıra topluyordu, biriktirdiği eşyalarla birlikte kaybolmasını istemediği her bir anıyı içine nakşederek bir köşede biriktiriyordu. Çünkü süregelecek hayatında bir olmaz varsa en iyisi anıları eşyalara saklamak, yaşanılacak kılamıyorsa ölümsüzleştirmektir. Nerden bildiğimi sormayın :)
Çok çok çok beğendiğim bir kitaptı, bazen cümle düşüklükleri, "bazan" de yanlış yazılmış kelimeler gözüme gözüme batsa da yazarın kitabını önce İngilizce yazıp sonra Türkçeye çevirdiğini öğrenmemle bu durum çok canımı sıkmadı.
Dönemin İstanbul sosyetesini, içinden geçerek anlatan çok detaycı bir roman. Kitabı seven ve sevmeyen iki kesim var çoğunun yorumu içerikle ilgili; "Bu nasıl sevgi bu sevgi değil, aşk değil, takıntı. Füsun karakteri şöyle, Kemal karakteri şöyle".. "Aldatma ile aşk hikayesi mi olur kitabı okuken şuna gıcık oldum buna gıcık oldum" tarzında çok yorum okudum. Arkadaşlar kitap etik olmak zorunda değil, aşk hikayesi yazmak zorunda da değil, biz Kemal'in ağzından yaşadıklarını dinliyoruz. 9 yıl boyunca evlerinde kendisinin kullanıldığını bile bile masanın kenarında kedi gibi ,aşık olduğunu düşündüğü kadını, bekleyen zavallı bir adamın hikayesi bu. Ben Füsunun sarı filtreli sigarasından bir nefes daha alıp küllükte söndürüşünü bile görmüş kadar oldum. Füsunların Çukurcuma'daki iki katlı evlerini, yemek masasının salondaki durduğu yeri, televizyon üzerindeki köpek biblolarının masadakilere dönük yüzünü ben gördüm ben hatırlıyordum sanki. Roman sanatı bana göre
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma