İbrahim Canik

TUNUSLU HAYREDDİN PAŞA VE BİTMEYEN SANCIMIZ-6
Hayreddin Paşa’nın 1860’ta temellerini attığı ve 1861’de ilan edilen Kanunü’d-Devle, sadece Tunus için değil, tüm İslam dünyası için bir milattır. Zira bu metin, mutlakiyetin kalbinde hukukun üstünlüğünü ilan eden ilk yazılı anayasadır. Paşa, bu hamleyle ‘adil hükümdar’ beklentisinden ‘adil sistem’ inşasına geçişin kapısını aralamıştır. “Bir devletin bekası, yöneticinin şahsi iradesine değil, vaz edilen kanunun kuvvetine bağlıdır. Zira şahıslar fani, kanunlar bakidir. Eğer kanun, hükümdarın keyfinden daha üstün tutulmazsa, o memlekette ne emniyet kalır ne de huzur.” Paşa, bu hamlesini Meclisü’l-Ekber’i (Yüksek Meclis) kurarak taçlandırır. Bu meclis, bir danışma kurulundan ziyade, bütçeyi denetleyen ve liyakati sadakatin önüne koyan bir denge-denetleme mekanizmasıdır. Paşa’nın bu dönemdeki duruşunu en iyi özetleyen olay, Mustafa Haznedar’ın yolsuzluklarına karşı meclis kürsüsünde yaptığı o tarihi konuşmadır: “Sizin adalet dediğiniz, güçlünün zayıfı ezmediği bir vicdan muhasebesi değildir. Gerçek adalet, yöneticinin elini halkın cebinden çekeceği ve her kuruşun hesabını vereceği hukuki bir nizamdır.” Ancak o “dar koridor” her zaman açık değildir. Paşa’nın mülkiyet güvenliğini sağlamaya yönelik reformları, rant düzeninden beslenen elitlerin çıkarlarına çarpar. Mustafa Haznedar ve ekibi, bu “kapsayıcı” kurumları kendileri için bir ölüm fermanı olarak görür. Çıkar ağları sarsılan bu sömürücü yapı, anayasayı askıya aldırarak Paşa’yı köşesine çekilmeye zorlar. Bu geri çekilme, Paşa için bir yenilgiden ziyade var olan medeniyet krizini kağıda dökeceği o büyük eseri, Akvemü’l-Mesâlik’i yazacağı bir inziva döneminin başlangıcı olur. Paşa, 1867’de tamamladığı bu başyapıtında, Tunus’ta yaşadığı bu acı tecrübeyi evrensel bir kurala dönüştürür: “Adalet, imarın (kalkınmanın)
Tarih
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
TUNUSLU HAYREDDİN PAŞA VE BİTMEYEN SANCIMIZ-5
Paris’ten 1856 yılında dönen Hayreddin Paşa, Tunus’a adım attığında karşısında bulduğu manzara; yolsuzlukla delik deşik edilmiş bir hazine, kabile asabiyetine hapsolmuş bir bürokrasi ve halkın ümüğüne çöken “sömürücü” bir elittir. Bu elitin başında ise, Paşa’nın Paris’te peşine düştüğü Benaïad’ın hamisi, Tunus’un karanlık kudreti Mustafa Haznedar bulunmaktadır. Paşa için mücadele artık şahıslarla değil, zihniyetle ve kurumlarladır. Ancak bu kurumsal inşanın önündeki en büyük engel, insanın insan tarafından sömürüldüğü en köhne yapı olan köleliktir. Paşa, henüz genç bir danışmanken Tunus Beyi Ahmed Bey’i bu konuda ikna etmiş ve Tunus’un 1846 yılında köleliği yasaklayan ilk Müslüman ülke olmasında başrolü oynamıştır. Bu hamle, onun için sadece ahlaki bir duruş değil, rasyonel bir sistem gerekliliğidir. Paşa’ya göre, kendi vücudu ve emeği üzerinde mülkiyet hakkı olmayan bir ferdin, bir medeniyeti ayağa kaldıracak “teşvik” yapısına sahip olması imkânsızdır. “Hürriyetin olmadığı yerde insanlar sadece günü kurtarmaya bakar, büyük işlere teşebbüs etmezler.” 30.01.2026 Mustafa Yeneroğlu KARAR
Tarih
TUNUSLU HAYREDDİN PAŞA VE BİTMEYEN SANCIMIZ-4
Hayreddin Paşa’yı dönemindeki pek çok Batıcıdan ayıran en önemli özellik, onun bir “müstemleke aydını” gibi davranmamasıdır. O, Paris’te gördüğü kurumları olduğu gibi kopyalamayı değil, bu kurumların arkasındaki “akıl ve adalet” ilkelerini İslam medeniyetinin kodlarıyla (adalet, şura, maslahat) yeniden üretmeyi amaçlamıştır. Parlamenter tartışmaları ve kamuoyunun yönetim üzerindeki baskısını izlerken, “şura” kavramının Batı’da nasıl ete kemiğe büründüğünü görmüştür. Paşa, şu temel kanaate ulaşır: Bir devletin ayakta kalması için yöneticinin “adil” olması yetmez; sistemin yöneticiyi “adil olmaya zorlaması” gerekir. Bu zihinsel devrim, onun Tunus’a dönüşünde başlatacağı büyük reform dalgasının ve meşhur Akvemü’l-Mesâlik fî Ma’rifeti Ahvâli’l-Memâlik (Ülkelerin Durumunu [Hallerini] Öğrenmek İçin En Doğru Yol) eserinin temel harcı olacaktır. 30.01.2026 Mustafa Yeneroğlu KARAR
Tarih
Tunuslu Hayreddin Paşa ve bitmeyen sancımız - 3
Tunus’ta Bardo Sarayı’nın kabile ittifaklarıyla örülü atmosferine baktığında, gücün “şahsi sadakat” üzerinden yürüdüğü yönetim tarzı ile hayalindeki “kurumsal rasyonalite” arasındaki o derin uçurumu teşhis etmiştir. Sömürücü elitlerin devlet kaynaklarını nasıl kendi mülklerine dönüştürdüğünü, liyakatin yerini alan sadakat ağlarının devleti nasıl felç ettiğini gördüğünde; çözümün sadece “iyi insan” bulmakta değil, iktidarı “iyi kurumlar” üzerinden denetlemekte olduğunu kavramıştır. “Sorumluluk ve denetim mekanizması olmayan bir yerde kanun sadece kağıt üzerinde kalır. Hukukun üstünlüğü demek, en üst makamdaki kişinin bile yaptığı her işin hesabını bir kurula verebilmesi demektir.” Hayreddin Paşa’nın 1852-1856 yılları arasındaki Paris dönemi, onu mülkiyet güvenliği, şeffaf bürokrasi ve bağımsız yargı üzerine yükselen kuşatıcı bir mekanizma ile buluşturmuştur. Paris’teki birincil görevi, Tunus maliyesini devasa yolsuzluklarla sarsan ve ardından Fransız vatandaşlığına geçerek Paris’e kaçan Mahmud Benaïad’ın davasını takip etmekti. O, Paris mahkemelerinde davayı izlerken şu can alıcı soruyla meşgul olur: “Nasıl oluyor da bir devlet memuru, devletin hazinesini bu kadar kolay boşaltabiliyor?” Paşa, Fransız mahkemelerinde şahit olduğu prosedürlerden çok etkilenmiştir. Adaletin, önceden belirlenmiş, yazılı ve herkes için eşit kurallara bağlı olduğunu görmüş; Tunus’taki yolsuzluğun sebebinin sadece “kötü insanlar” değil, “denetimsiz ve sömürücü kurumlar” olduğuna kanaat getirmiştir. “Avrupa devletlerini kuvvetli kılan şey, toptan tüfekten ziyade, herkesin önünde boyun eğdiği kanun nizamıdır. Onlar, iktidarı hukukla prangaladıkları için iç barışı sağlamış ve tüm enerjilerini kalkınmaya vermişlerdir.” Paris borsasını, bankaları ve ticaret odalarını gezerken, Doğu’daki “müsadere”
Tarih
Tunuslu Hayreddin Paşa ve bitmeyen sancımız - 2
“Müslüman ülkelerin gerilemesinin yegâne sebebi, hürriyetin yokluğu ve devlet işlerinin tek bir kişinin keyfî iradesine terk edilmesidir. Oysa şeriatın aslı hikmet ve kulların maslahatıdır; zulmün olduğu yerde ne üretim olur ne de medeniyet.” 30/01/2026 00:01 Mustafa Yeneroğlu KARAR
Tarih