Ah! Bütün o yapmadıklarımız, her şeye karşın yapmış olabileceklerimiz... diye düşünecekler yaşamdan ayrılacakları sırada. - Yapmamız gerekirken yapmadıklarımız! Şunun bunun düşünebileceklerinden sakınarak, uygun zamanı bekleyerek, tembellik ederek, bir de, "Adam sen de! Ne zaman olsa yaparız!" deyip durduğumuz için. Yeri doldurulmaz her günü, bir daha ele geçmeyecek her anı yakalayamadığımız için. Kararı, çabayı, kucaklayışı geriye attığımız için...
Hangi saçma dünya ve yaşam anlayışı düşkünlüğümüzün dörtte üçüne neden olur da geçmişe bağlılık yüzünden, yarının sevincinin ancak bugünkü sevincin yerini bırakmasıyla olanaklı olduğunu,, her dalganın eğrisindeki güzelliği kendisinden öncekinin çekilişine borçlu olduğunu, her çiçeğin kendi meyvesi uğrunda solmak zorunda olduğunu, meyvenin de düşmedikçe, ölmedikçe, yeni çiçeklenişleri sağlayamayacağını, böylece baharın bile kışın yasından hız aldığını anlamaya yanaşmaz?
Yaşlı insanların yavaş yavaş saçlarını, dişlerini, gözlerini, belleklerini, en sonunda da yaşamlarını yitirmeleri gibi, Tanrım da yaşlandıkça (o değildi yaşlanan, bendim} eskiden kendisini donattığım bütün nitelikleri yitirdi; varlıktan başlamak (ya da son vermek) üzere; ya da gerçeklikten. Kendisini düşünmeyi bıraktım mı var olmaktan çıkıyordu hemen. Yalnız benim tapınmam yaratıyordu onu. Tapınmam onsuz olabilirdi; ama O tapınmam olmadan edemezdi.
- Şurasını da belirteyim ki insanlar beni fazlasıyla düş kırıklığına uğrattılar, dedi sonra. Benim çocuklarım olduklarını herkesten çok yineleyenler, bana daha iyi tapabilmek bahanesiyle, yeryüzünde kendileri için hazırladığım her şeye sırt çeviriyorlar. Evet, beni babaları olarak adlandıranlar, bana olan aşkları yüzünden, zayıfladıklarını, acı çektiklerini, kendilerini birçok şeyden yoksun bıraktıklarını görmekten haz duyacağımı nasıl düşünebilirler? .. Bunun bana hiçbir yararı yok.
Sizin kendi çocuklarınız için yaptığınız gibi, ben de en güzel gizlerimi fundalıklar -Paskalya yumurtaları- altına sakladım. Ben, her şeyden önce, bunları aramak için azıcık yorulanları severim.
Kullandığım bu Tanrı sözcüğünü ele alıp tarttığım zaman, onun neredeyse özden yoksun olduğunu, boş olduğunu saptamak zorunda kalıyorum; onu böyle rahat rahat kullanmamı sağlayan da bu işte. Biçimsiz bir vazo bu, kenarları alabildiğine genişleyebilen bir vazo, herkes ne koymak isterse o vardır içinde, her birimiz ne koyduksa yalnız o vardır. İçine en büyük gücü boşaltırsam bu kaptan nasıl korkmam; aşkla doldurursam nasıl olur da kendi kendime karşı dikkatli, her birimize karşı iyi olmam? Ona yıldırımı katarsam şimşek - kılıcı beline takarsam, fırtına önünde titreyip ürpermem artık, Tanrı önünde ürperirim.