Mutluluk, kendimi mutlu olmaya gereksinim olmadığına inandırmayı başardığım günden sonra yerleşti içime; evet, mutlu olmak için hiçbir şeye gereksinimim olmadığına inandığım günden sonra. Bencilliğin sırtına kazmayı indirdikten sonra, herkesin kana kana içebileceğince sevinç fışkırtmıştım sanki yüreğimden. En iyi eğitimin örnekle gerçekleştirilebileceğini anladım. Mutluluğu bir iç çağrı gibi kucakladım.
Daha neler, diye düŞünüyordum o zaman, ruhun bedeninle eriyecekse, elden geldiğince, erken gerçekleştir sevincini. Ama ruhun ölümsüzse, duyularını ilgilendirmeyen şeylerle ilgilenmek için bütün bir sonrasızlık olmayacak mı önünde? İçinden geçtiğin şu güzel yerleri hor mu göreceksin, çabucak elinden alacaklar diye güzelliklerine sırt mı çevireceksin? Yolculuğun ne denli hızlıysa, bakışın da öylesine doymaz olsun; kaçışın ne denli çabuksa, kucaklayışın da öylesine birdenbire olsun! Bir anlık tutkun olarak, bir daha tutamayacağımı bildiğim şeyi sarışımdaki aşk ne diye daha az olacakmış? Kararsız ruh, elini çabuk tut! Bil ki en güzel çiçek en çabuk solan çiçektir. Çabuk eğil kokusunun üzerine. Ölümsüzün kokusu yoktur.