Nathanael, ah! Nathanael, ruhun güleçken doyur sevincini - aşk arzunu, dudakların öpülmesi daha güzelken, sarılışın sevinçliyken doyur.
Çünkü düşünecek ve diyeceksin ki: - Meyveler şuracıktaydı; ağırlıkları dalları eğmeye, yormaya başlamıştı; - ağzım şuracıktaydı, hem de arzuyla doluydu; - ama ağzım kapalı kaldı, ellerim de uzanmadı, çünkü dua etmek için birleşmişlerdi; - ruhum ve tenim de umutsuzca susamış kaldı. - Saat umutsuzca geçti.
TANRI buyrukları, ruhumu ağrıttınız.
Tanrı buyrukları, on mu, yirmi mi olacaksınız?
Nerelere kadar daraltacaksınız sınırlarınızı?
Yasak nesnelerin gittikçe çoğaldıklarını mı öğreteceksiniz?
Yeryüzünde güzel bulup susuzluk duyacağım her şey için yeni yeni cezalar bulunduğunu mu?
Tanrı buyrukları, ruhumu hasta ettiniz,
Susuzluğumu giderecek biricik suların çevrelerine duvarlar ördünüz .
Her akşam bir arzu oturur baş ucuma.
Her şafak yeniden bulurum, aynı yerde.
Bütün gece beklemiştir beni.
Yürüdüm; arzumu yorup bıktırmak istedim,
Yora yora bedenimi yordum.