Ortaçağın asilleri için, derebeylik arazisinin çıkarları söz konusu. Burjuvazide ise ticaret ve işle ilgili çıkarlar ön plana çıkıyor. 18. ve 19. yüzyıllarda, kapitalizmin gelişimi aileler aracılığıyla gerçekleşiyor; kızlar evlendirilerek, maden ocakları, fabrikalar, tekstil atölyeleri arasında birleşmeler yapılıyor. 1880'li yıllarda, son Schneider'lardan* biri aşık olup bir aktrisle evlenince aileden dışlanmıştı! Nedeni de şirketin çıkarlarını gözetmemiş, yakışıksız bir davranışta bulunmuş olmasıydı. Tutkular, aşk, bunlar ikinci plana itilmiştir. Zaten erkeklerin evlilik dışı kaçamaklara hakkı vardır; Françoise Heritier'nin de değindiği üzere, erkeklerin cinselliğinin baskılanamaz olduğu düşünülür. Kadınlar ise cinsellik olmadan da "idare edebilirler". Başka erkeklerle ilişki demek, hamile kalma ve gayri resmi bir çocuk doğurma riski demektir ki, bu nadir görülen bir durum olmasa da ayıplanır. Bu nedenle kadınlar sıkı takibe alınmalıdır. Kadınları en küçük yaşlarından itibaren ele alıp eğitmek ve edepli, yetenekli, bedenine, duygularına, düşlerine hakim bir genç kız, daha sonra da bir eş yaratacak şekilde yoğurmak gerekir. Kızlara yalnızca çocuk doğurup çoğalma görevleri için gerektiği kadarı öğretilse yeter. Erkekler ile kadınlar arasındaki bütürı eşitsizlikler, roller ve bedenlerle ilgili bu bakış açısından kaynaklanır.