İnsan bazen her şeyin sonuna geldiği hissine kapılıyor. O andan itibaren ne yapacağını bilememenin çaresizliğiyle, eli kolu bağlanmış bir halde, son bir ümit ile dışarıdan gelecek küçük bir işaretin çürümeye yüz tutmuş ruhuna yeniden can vermesini bekliyor.
Hayatın her koşulda devam etmesi gerektiğine ilişkin cilalı inancımız bizi hem hayata hem de birbirimize karşı hissizleştirdi, yabancılaştırdı; aklımıza üşüşen bütün soruları kafamızın arkasına itiveriyoruz.
Gökyüzü öyle yıldızlı, öyle berraktı ki, onu gören sormadan edemezdi: Nasıl oluyor da böyle bir göğün altında türlü türlü suratsız, kaprisli insan yaşayabiliyor?