Vv

Vv
@Cansudyn
Puan vermedi·112 syf.·
2020 46. kitabı
Paul Lafargue'nin enstitüri toplumunda proletarya sınıfının temel hakkı olan yaşama hakkının en üst düzeyde tutulması ve de çalışma saatlerinin (3-4) saatte indirilmesinden bahseder. Bölüm bölüm burjuvazi ile ironik bir şekilde dalga geçerek sosyal mesajlar verir. Marx'ın yabancılaşmasını öne sürerek kendi düşünceleriylede eklemeler yapar. Brezilya,Fransa, İngiltere, Türkiye vs. Gibi kapital ülkelerin "işçi hakları" kanunamesi çıkartıp, halen merdiven altında çocuk işçi çalıştırılıp bu çalışma saatlerinin (12-15) saat aralığında kadar varmasıyla sağlıksız bir ortamda fizyolojik gelişim ve sağlıklı bir yaşamın olmamasıyla, yaşam süreleride kısadır. Bu neticede 1780'lere varan İskit toplumu, Brezilya halkının çalışma ve eğlence toplumunun azalması için ailesinden yaşlı, engelli kişileri öldürürlerdi. Bu bir gelenek haliydi. Düşüncelerine göre"acıdan kurtarma" kavramını öne sürmüşlerdir. Halen bu adaletsizlik içerisinde yaşıyoruz.
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Ayrıntı Yayınları · 201513,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi
Köy enstitüleri hakkında küçük bir yazı yazacağım. Günlerdir eğitim sistemini eleştiren yöneticiler var. Bunun üzerine herkesin köy enstitüleri hakkında bilgilenmelerini isterim. "Nazif Evren'in, Köy enstitüleri neydi,ne değildi." Kitabını muhakkak tavsiye ederim. Mektupları ve düşüncelerini paylaştığı yazılar, dönemin kıyı dergisinde basılmış bulmaktadır. İlk Köy enstitüleri kurucusu olan milli eğitim bakanı Hasan Ali Yücel'in kurtuluş savaşı dönemindeki bu reformu hayranlık uyandırıcı. Arıcılık kitabı, marangozluk, edebiyat,sanat, müzikal anlamda vs. Sayamadığım çok türde piratiğe dayalı bir eğitim modeli söz konusuydu. Köylerde muhteşem yazarlar,sanatkarlar ve topluma katkı sağlayacak mesleki anlamda bireyler yetişti. "Hatta Türk edebiyatında Fakir Baykurt, Nazif Evren'in öğrencisidir." Sonra din adamları, dönemin yobaz toplumu köy enstitülerini kötülemeye başladılar. Kitapları yaktılar, yıktılar. Nazif Evren muhteşem bir öğretmen elimde birçok arşivi var ama paylaşmayacağım bu platformdan.
Rauf İnan Köy Enstitüleri ve Bir Ömrün TanıklığıNazif Evren · Güldikeni Yayınları · 19972 okunma
Dilenci Ben bir dilenci parçasıyım Hayatı şansa bırakanlardanım. Dilim yağmur duası sayıklar,muca seslenisler eder. Ve sonra yağmur gözlerimden boşanır. Şimşekler çakar, kararır ve diner. Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Çocukluğum, fiyakalı gençliğim. Her içtiğim kahve fincanını ters çevirip, dövme süratli kadınlardan iyi kader dilendim. Ben bir dilenci parçasıyım. Hayatı şansa bırakanlardanım. Hiç mutlu bir şarkım olmadı. Kalabalıkların içinde nüfuz edinemedim. Her defasında kendimi antikacılarda buldum Ben bir eski eşyayım Yokluğum ne kadar? Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Işıltılı reklam panolarındaki mutlu çocukların hiç olmadığı, Sevinçlerin yarım yaşandığı, aşkların yarım bırakıldığını görünce bir okalı tokat yüzüme indi. Dünyanın çıplaklığına bakmadan sonunda ben de alıştım. Cansu Dayan
Sigmund Freud şöyle diyor; "Bir insanı kaybetmek istiyorsanız onu çok sevin."
Sonra bir gün anneler de ölür Böcekler ve kertenkeleler ölür Boşalır suyu havuzun kum seddi yıkılınca Sivrisinekler ve kağıttan kayıklar ölür Sonra o gün çocuklar da ölür Biz hepimiz önce küçük bir çocuktuk Sonra büyüdük hepimiz çocuk olduk Balçıktan bir külçe olan dölleri En iri elleriyle kepçeliyen Ve biçimliyen Ve hep önce kendidiyle biçimliyen O dehşetli yontucuyu Doğumu ve gebelik sanatının bütün hünerlerini Sütten bir mermere eşsiz bir incelikle işliyen Anneyi o usta nakkaşı Unutmadık Önce anne doğurdu çocuğu acıya Sonra çocuk acıya anneyi ve ölümü kattı Sonra herşey ve herkes çocuktan var oldu Geçti sarp kayalardan aştı nice dağlar İçti ağulu sütünü hayat denen annenin Sıkıntının kutsal kabında yıkadı ellerini Hüznü kuşlara dağıttı unutmasınlar diye onu Acıyı gömdü toprağa gayrı açar mezarlık çiçekleri Böyle vardı bir ırmak kıyısına