Cansu

Cansu
@Cansuguler
25 Aralık
23 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
6/10
·198 syf.··
2022 13. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2022 14:54
Sağ twix mi, sol twix mi? Tarafını seç. Bu kitabı okuyanların, popüler olmasını abartılı bulanlar ve haklı bulanlar olmak üzere ikiye ayrıldığı söyleniyor. Kitabın konusu hakkında bilgi almak için öne çıkan incelemeleri okuyabilirsiniz. Ben o kısmı atlıyorum. Sadece, okumayı düşünen arkadaşlara kitabın neden bu kadar popüler olduğunu maddeler halinde sıraladım. Kitaba başlamadan önce bunları okursanız sadece merakınız artacaktır. Önemli olan kitap bittikten sonra sizin hangi tarafa dahil olacağınız. O zaman buyurun: •1951 yılında yayımlanan bu kitap ABD'nin belirli bölgelerinde ahlak dışı olduğu gerekçesiyle yasaklanmış. • 1978 yılında kitabın Washington'un bazı liselerinde kominizm konulu olduğu gerekçesiyle yasaklanmış. • 1981 yılında ABD'nin en çok yasaklanan kitabı olurken, aynı anda en çok okutulan ikinci kitabı olmuş.   •Kitapta “kofti” sözcüğü 35 kez, “çılgın” sözcüğü 77 kez ve “Allah’ın cezası” deyimi 245 kez kullanılırken “mutlu” sözcüğü sadece ve sadece iki kez kullanılmıştır. •Çavdar Tarlasında Çocuklar “berbat etmek (screw up)” ifadesinin günlük konuşma dilinde popülerleşmesini sağlamış. •Yazar, ikinci dünya savaşından sonra bir akıl hastanesinde tedavi gördükten sonra bu kitabı kaleme almış. •Kitabın ilk iki baskısının arka kapağının tamamında yazarın kendi fotoğrafı varmış ve yazarın ünü artınca hayranlarının ilgisi ürkütücü bir boyuta gelmiş. Bu yüzden yazar, fotoğrafın kaldırılmasını istemiş. •Kitap, günümüzde bile ABD'de en çok tartışılan kitaplar arasında yer alıyor. •Roman hala her gün dünya çapında ortalama 685 kopya kadar satıyor. •Yazar bu kitabın resmi olmayan bir devam kitabını yayımlamış ve telif hakkı nedeniyle kendisine dava açılmış. Ne yazık ki dava sonuçlanamadan yazar hayatını kaybetmiş. (Daha detaylı bilgilere ulaşmak
1000k
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,1bin okunma
Reklam
4/10
·320 syf.··
2022 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2022 18:29
Bir kaynak, dipnot vermeyen bir kitapta anlatılanlar ancak ve ancak komplo teorisi olarak geçerlidir. Zannımca yazar, ismini bildiğimiz tarih yazarları okumuş ve özenip böyle bir kitap yazmaya karar vermiş. Hatta kitabın başlarında anlatılan bir bölümü Mustafa Armağan'ın "Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı" kitabından öğrendiğini de belirtmiş. Mustafa Armağan "Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı" serisinde anlattıklarını kaynakça ve resmi belgelerle desteklemiş, bizi Abdülhamid konusunda gerçekten aydınlatmıştır. Bunun yanında seriyi okurken, Armağan'ın Abdülhamid'e olan büyük hayranlığını görmemek mümkün değil. Heyet-2 kitabının da ilk 100 sayfası Abdülhamid'e övgülerle geçmektedir. Bence yazar, öğrendiği bilgilere gizem katmaya çalışmış ve okurlarda merak unsurunu kullanan bir kitap yazmış. Gizem konusunda da hiç başarılı olamamış. Çünkü devletin bütün sırlarını bilen, 'usta' adında gizemli bir anlatıcı yaratmış fakat bu tiplemeler artık çok klişe oldu. Bunun yanında tamamı diyalog halinde geçen kitap çok düzensiz. Diyaloglar arası kopukluk var, konular arasında da bağlantısızlık var. Mesela, konudan konuya geçilirken hiçbir başlık yok. Aklına ne geldiyse düz ara yapıştırıyor usta. Yani yazar, gerçekleri hikayeyle harmanlaştırayım derken kereviz çorbası yapmış, sağolsun. Daha önce yetkin yazarların tarih kitaplarını okumayan insanların kesinlikle etkileneceği bir kitap. Ama biraz okuyan ve araştıran bir okur benimle hemen hemen aynı tepkiyi verecektir. Kitapta anlatılanların gerçek olduğunu, araştırınca öğreneceğimizi vaad eden ve bunun yanında hiçbir kaynakça, alıntı, gerçek belge, dipnot eklemeden yazılan bir tarih kitabı, kendimce kanıtlanmış doğruları bile anlatsa inanmam. Mesela Abdülhamid'in bir elçiyle olan diyaloğunu anlatırken elçinin mimik hareketlerinden tutun
1000k
Heyet IIHalil Yaşar Kollu · Lopus Yayıncılık · 20202,770 okunma
8/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2022 12. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2022 23:47
Endülüs'te başlayan ve bugün hala devam eden bu kuşatmaya biz ne tepki veriyoruz? Müslüman olduğumuzdan bugüne değin bir savaş içinde olduğumuzu hepimiz biliyoruz. Savaş hep aynıdır fakat ismi zamanla değişir. Büyük Selçuklu Devleti zamanında bizi kılıçla, okla yenemeyeceklerini anlayınca bize karşı sadece coğrafi kuşatmanın yeterli olmayacağını anlayıp zihinsel kuşatmanın da ilk adımlarını atmaya başladılar. Haçlı seferleri ile başlayan bu zihinsel ve coğrafi kuşatmayı hala sonlandırmış değiller. Hatta aksine çok daha güçlü bir haldeler. Savaş bitmemiş, sadece şekil değiştirmiştir. O zamanki göğüs göğüse kuşatmalar bugün yerini dizilere, filmlere, internete bırakmıştır. Her geçen gün giyimimizden konuşmamıza, yediğimizden içtiğimize kadar her şey şekil değiştirmektedir. Bunun adı moda olsun, teknoloji olsun farketmez. Bununla birlikte sürekli bir kuşak çatışması içerisindeyiz. Z kuşağı Y kuşağından hep farklıdır ve Y kuşağı için anlaşılmazdır. Bunun bir çok sebebi vardır: Televizyon ve internet çatısı altında diziler, filmler, sosyal medyalar, şarkılar... gibi sıralayabiliriz. Çok basit değil mi? Bunlar kötü insanların elinde olursa bunları takip eden nesil kötü yetişir. Bizi neye alıştırmak istiyorlarsa ona alışırız. Tıpkı dizi-film sektörünün televizyonda her akşam bize seks sahnelerini yavaş yavaş alıştırdıkları gibi. Yada mübarek Şaban ayının yıllarca "inek Şaban" olarak bize empoze ettikleri gibi. Biliyor musunuz, Türkiye İstatistik Kurumuna göre 1960 yılında 3365 bebeğe Şaban ismi verilirken 70'li yıllarda bu rakam 1642, 80'lerde ise 1289 olmuştur. 2008 yılında ise sadece 225 bebeğe Şaban ismi verilmiştir. Tabii bunun yanında Şaban ismini değiştirmek için başvuranlarda var. Bu isim o yıllarda Şaban olduysa, bu yıllarda da Recep İvedik olmuştur. Bilindiği
1000k
KuşatmaMustafa Güldağı · Lopus Yayınevi · 2017938 okunma
7/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2022 6. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2022 22:30
Kırmızı hap mı yoksa mavi hap mı? Matrix hakkında sayfalarca yazmak isterim fakat bu kadar birikimim maalesef yok. Matrix'i izleyenlere sorsanız hemen hemen hepsi kırmızı hapı seçmeyi tercih eder fakat yine bir çoğu filmi izledikten sonra televizyonu kapatıp döner arkasını uyur. Matrix basit bir bilimkurgu-aksiyon filmi değildir. Sadece "Siz olsaydınız kırmızı hapı mı seçerdiniz yoksa mavi hapı mı?" sorusu bile hemen hemen bütün felsefe bölümlerinde profesörler ve öğrencileri arasında tartışma konusu olması bir tesadüf değildir. Öyleyse kırmızı hapı seçenler hakkını versinler. Matrix'i izleyipte kafası karışmayanlar ne yazık ki filmi sadece yüzeysel izleyebilmişlerdir. Oysa film tamamen felsefedir. Yakın zamandır içinde bolca metafor bulunan bütün yapıtlara ilgi duymaya başladım. Çünkü ben bir filmi veya bir kitabı bitirip rafa kaldırayım modunda değilim. Hemen bi google araştırması yapar ve bir şeyler öğrenmeye çalışırım. Bu filmi izledikten sonraki beyin travması ve hayranlıkla yaptığım yüzeysel google gezintisinden sonra film hakkında aydınlatıcı yazılar okudum ve bu kitaba rastgeldim. Matrix filminin temel taşları tamamen felsefik bir düşüncedir. Hatta öyle ki tek değil birden çok felsefik düşünceyi içinde barındırır. Filmin her ince ayrıntısı bir metafordur, düşüncedir, yaşamı sorgulamaktır. Dolayısıyla böyle bir filmi izledikten sonra yan gelip yatmak ve filmi hafıza bulutumuzda unutmaya mahkum etmek mantıklı değildir. Bu yüzden filmi izlemiş olanlara, tekrar izleyip bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum. İzlememiş olanlarında (ne kadar büyük kayıp) izledikten sonra kitabı okumalarını tavsiye ederim. Yanlış anlaşılmasın, film bu kitaptan uyarlama değil veya filmden esinlenilerek yazılan bir kitapta değil. Başlığından anlayacağınız üzere Matrix ile felsefenin
Felsefe
Matrix ve FelsefeWilliam Irwin · Güncel Yayıncılık · 2003194 okunma
7/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2021 110. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2021 22:23
Mete Yarar’ı ara sıra tartışma programlarından takip ederim. Geçmiş dönemde Özel Kuvvetler personeli olarak görev yapması, devletine hizmet etmesi ve en önemlisi hain ve vefasız olmayıp devletine ve milletine bağlı olarak emekliye ayrılıp yine kendince devletine faydalı olma yolunda çabalamasından dolayı yeri bende farklıdır. TSK’da yetişmesi, Güneydoğuda 10 yılı aşkın görev yapması ve mesleki tecrübelerininden dolayı anlattıkları her zaman kayda değer niteliktedir. Bunların yanında şuan doktora yapıyor olması ve güvenlik uzmanlığı danışmanlığı yapıyor olmasınıda yabana atmamak gerek. Kariyer olarak kendini çok geliştirmiş olsada; bilgi, deneyim, öngörü bakımından ne kadar zengin olsada kendisinin her fikrine katılmıyorum. Aslında söylediklerinin aksi düşüncelerim yok ama kimi konuşmaları sanki hükümet tarafından eline veriliyor veya hükümet lehine konuşulması isteniyor hissine kapılıyorum. Sözlüklerde kendisi hakkında “Aşırı Hükümetçi” tarzı ithamlar olması bu konuda yalnız olmadığımı gösteriyor. Tabii bu benim şahsi fikrim. Neticede kendisini seviyorum ve saygı da duyuyorum. Devletini ve milletini seven, daha iyi yerlere gelmemiz için mücadele eden her insanıda seviyorum. Dönelim asıl konumuz kitaplarına. Bu inceleme yazısı yazarın üçlemesi adınadır. Yani bundan önceki iki kitabıda bu incelemeye dahildir. Bu yüzden incelemeyi son kitabının altına yazdım. Yazarın ilk kitabı sevdiğim bir dostumdan ödünç olarak elime geçti. Malum kitap okumak bu dönemde artık lüks oldu. Ne yapalım, çevremde ne var ne yok toplayıp okuyorum. Dolayısıyla kitap seçme özgürlüğüm kısıtlı. Her neyse, ilk kitabını bitirip serinin devamı olduğunu öğrenince evi satıp diğer iki kitabı da almak zorunda kaldım. Araya bir şey koymadan hemen üçünü de bitirdim. Yazar devletimizin beklediği olası
1000Kitap
Oyunun SonuMete Yarar · Destek Yayınları · 2018206 okunma
Reklam