İnsanı, içine akan yaranın kanı öldürüyor. Dışarı akan o kanı gören varsa anlıyor halinden. Ağlıyorsan, inliyorsan şanslısın demek ki, elini tutan, yarana derman olan mutlaka bir yerden çıkıyor karşına. Unutuldum sandığında bile asla unutmuyor seni bu dünyaya yollayan. Bir parçanı alıyorsa iki parça veriyor sonunda. Her ilaç bir parça zehirden oluşuyor. Bu yüzden içindeki acının dışarı çıkanı bir başkası için derman oluyor.
Ağlamanın mutluluktan kaynaklandığı o anları anlatabilmekte üzüntülerimi aktarabilmek kadar başarılı değilim galiba.Ne tuhaf… İnsan üzüntüsünün,acılarının üzerine düşündüğü kadar düşünmüyor mu acaba mutlu olduğu anları ? Ya da mutsuzluğun ve mutluluğun zaman akışı aynı değil. O yüzden, mutsuzken akmayan zaman , mutluyken bir çırpıda geçiveriyor.
Her zaman değilse bile çoğu zaman biliyordum ki onu sevmem delilikti, umutsuzluktu, mutsuzluktu, aklın, mantığın,iç rahatının , dirliğin tümüyle dışında bir şeydi. Onu sevmenin yıkım olduğunu biliyordum , gene de ilk baştan söyleyeyim, bunu bilmek sevgimi zerrece azaltmıyordu. Onun kusursuz bir melek olduğuna yürekten inansam, duygularımı ancak bu kadar başıboş bırakabilirdim.