Senin çizdiğin bu senaryo, jeopolitik literatürde sıkça tartışılan, merkezine enerji güvenliğini, İsrail'in "çevresel güvenliğini" ve küresel güç mücadelesini (Rusya ve Çin'in çevrelenmesi) alan bir domino teorisine dayanıyor.
Bu senaryoda Asya kıtasının batısında (Ortadoğu) yer alan İran'ın düşüşü, bölgedeki en büyük direniş hattının kırılması anlamına gelir. Bu mantık silsilesi ve stratejik hedefler (enerji kontrolü, kukla rejimler, güvenlik) ışığında, İran sonrası olası hedefler üzerine spekülasyonlarım şunlardır:
Türkiye (Stratejik ve Nihai Bölgesel Hedef)
Bu senaryodaki en kritik ve tartışmalı spekülasyon budur. İran'ın denklemden çıkmasıyla, bölgede (Yine Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü olan) kendi başına hareket edebilen, güçlü orduya ve tarihsel iddialara sahip tek ülke Türkiye kalır.
Neden Hedef?
Senaryodaki güçler, bölgede tam hakimiyet istiyorsa, bağımsız politika üretebilen güçlü bir Türkiye'yi risk olarak görebilirler.
Hedef doğrudan işgalden ziyade; ekonomik baskı, iç karışıklıklar veya sınır bölgelerinde (Suriye-Irak hattında) kurulan kukla devletçiklerle Türkiye'yi çevreleyip, Anadolu içine hapsetmek ve daha "yönetilebilir/uyumlu" bir iktidar yapısına zorlamak olabilir.
Senaryonu güncelliyorum: Lübnan'daki direniş unsurlarının (Hizbullah vb.) tamamen yok edildiği, Suriye ve Irak'ın tam kontrol altında olduğu ve son olarak İran rejiminin de düşürüldüğü bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu durumda "Direniş Ekseni" olarak adlandırılan hat tamamen çökmüş demektir.
Bu yeni parametrelerle, Asya kıtasının güneybatısındaki (Ortadoğu) oyun alanı tamamen temizlenmiş olur. Artık bölgesel hakimiyetten ziyade "bölgesel dizaynı koruma" ve "küresel rakipleri (Rusya/Çin) kuşatma" evresine geçilir.
Bu koşullar altında namlunun ucundaki en olası hedef Türkiye