İşte aşkım, yandı, tükendi düşlerimizin odunları hayatımızın ocağında...
Umut aldatmacasına sırt çevirelim, bize ihanet eder, o yorucu aşk yanılsamasına, bizi doyurmadan doyduğu için hayat aldatmacasına da ve hatta ölüm aldatmacasını da kovalım, çünkü istediğimizden çok fazlasını, umut ettiğimizin ise çok azını getirir bize.
Ey Peçeli, kendimizdeki sıkıntı aldatmacasını da atalım sırtımızdan, kendiliğinden ihtiyarlar o, kaygısını sonuna dek yaşamaya da cesareti yoktur.
Ağlamayalım, nefret etmeyelim, arzu duymayalım...
Ey Sessiz, Kusurlu doğamızın ölü, kaskatı profilini ince bir kefenle örtelim...
Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir. İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın, sürüye uyma içgüdün, aşka, şana şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür, bunların hepsi sadece yalnızlıktan ve sessizlikten beslenir. Yalnız yaşayamıyorsan, doğuştan kölesin demektir.
Hayatımda kıyıda köşede kalmış ne kadar acı varsa hepsi günlük hayatın hiç bitmeyen, beklenmedik fırsatlarından yararlanarak sırtlarına geçirdiği neşe kisvesinden, her tür duygudan arınarak gözlerimin önünde soyunuyor. Genellikle halinden memnun, genellikle mutlu biri olarak, içimde bitmeyen bir hüzün olduğunu fark ediyorum. Ve içimde bu tespiti yapan kişi, aslında hemen arkamda, pencereye yaslanan gövdeme eğilmiş; hafifçe dalgalanarak ağır ağır yağan, loş ve kötü havayı çizgi çizgi bölen yağmuru omzumun ya da başımın üzerinden, benimkilerden daha samimi gözlerle seyrediyor..
Mucizeler yaratacağını söyleyen, ama bütün ustalığı hastalara dişlerini sıkıp dayanmalarını salık vermek olan bir hekim için ne düşünmeli? Başımızda kötü bir hükümet varsa, ona katlanmak gerektiğini biliriz: Asıl sorun, iyi bir hükümet bulmaktadır.