George Orwell bu kitabında bize yazarlık serüvenini, Myanmar'da polis teşkilatında görev yaparken tanık olduğu bir idamı, -benim kitapta en sevdiğim kısım olan- 'İngiltere, sizin İngiltere'niz' bölümünde ve devamında İngiltere'nin siyasi ve sosyal yapısıyla alakalı düşüncelerini bize aktarıyor. Kitap oldukça akıcı ilerliyor ve üslubuyla sizi içine çekiyor. Can yayınlarından çıkan basımda 42. sayfada yer alan notu araştırmam sonucu uzunca bir süre saptırılmış tarihi bir gerçeğin gün yüzüne çıkmış hali beni çok etkiledi ve sizlerle de paylaşmak istedim. Bu alıntıyı birkaç yerden de tasdikleyerek sizlerle paylaşıyorum. (Alıntı 'İyi Uykular Türkiye' sayfasından)
ÖLENLER TÜRK OLMASINA RAĞMEN İNGİLİZ PROPAGANDASINA DÖNÜŞEN BALAKLAVA MUHAREBESİ
Osmanlı, İngiltere ve Fransa ordularının Ruslarla karşı karşıya geldiği Balaklava Muharebesi, pek bilinmeyen tarihi olaylardan biri.
Osmanlı Devleti'nin "hasta adam" olarak nitelendirildiği 1850'li yıllarda Rusya, bu fırsatı değerlendirip Osmanlı'yı işgal etmek istiyordu. Bu sebeple de Osmanlı, topraklarındaki tüm ortodoksların koruyuculuğunun kendilerine verilmesini istedi. Elbette onlar da biliyordu böyle bir şeyin kabul edilmeyeceğini. Nitekim bunu bahane eden Rusya 1853'te Eflak ve Boğdan'ı işgal etti.
Tabii bu durum İngiltere'nin ve Fransa'nın işine gelmedi. Ve tarihe Kırım Savaşı olarak geçen, bir tarafta; Osmanlı İmparatorluğu Fransız İmparatorluğu Birleşik Krallık Sardinya Krallığı İsviçreli paralı askerler ve Çerkesya Konfederasyonu'nun, öbür tarafta da Rusya'nın bulunduğu ve müttefiklerin kazandığı savaş meydana geldi.
İşte bu savaş esnasında 25 Ekim 1854'te Balaklava'da da bir çarpışma gerçekleşti. Güney ve kuzey vadileri arasında 20.000 civarı müttefik askeri vardı ve bunların yaklaşık 2.000 Türk askeri idi. Kuzey
Bir İdamGeorge Orwell · Can Yayınları · 20211,774 okunma
Burada o kadar çok içtik, o kadar çok konuştuk, o kadar çok ağladık ve o kadar çok anırırcasına güldük ki, gün geldi konuşmaya ihtiyaç duymaz olduk. Sessizce oturup gemileri izledik.
On yıl boyunca kendi seçtiğimiz bir çalgıya çalışırız, bu yorucu, üç aşağı beş yukarı bunalımlı on yıl sonunda bir dahinin birkaç tınısını duyarız ve sona ereriz, diye düşündüm.