O zamanlar büyümenin ne olduğunu anlamazdım. Sadece zor şeyler yapmak -öküz satın almak, üzümün parasını hesaplamak- anlamlarına geldiğini zannederdim. Büyümenin çekip gitmek, yaşlanmak, ölümler görmek olduğunu bilmezdim.
Yirmi beş yaşındasın ve yirmi dokuz dişin, üç gömleğin, sekiz çorabın, artık okumadığın birkaç kitabın, artık dinlemediğin birkaç plağın var.
Başka şeyler hatırlamayı canın çekmiyor: ne aileni, ne öğrenimini, ne aşklarını, ne dostlarını, ne tatillerini ne de tasarılarını. Oturuyor ve beklemek istiyorsun sadece, bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek. Gece olsun, saatler vursun, günler geçip gitsin, anılar silikleşsin.