Kayıptan geriye yokluğu başka bir varlık haline getiren imgeler,temsiller kalır.Yiten bedenlerin seraba dönüştüğü süreç bir “zaman ölçeği”dir: Yoku var eden şiire ,sanata ya da iç dünyaya özgü bir zaman birimi.İnsan ,”bilse kederinden ölüvereceği” hakikatle böyle başa çıkar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sonuçta insanın kendiliğiyle bütünleştirdiği alanın dışına çıkması ,ötekinin alanında misafir olması,ötekinin alanında kendine bir varlık/kendilik alanı oluşturabilmesi ve Winnicott’un terimleriyle ben ile ben olmayanın bir geçiş alanında bir arada durması Melville’in de ustalıkla ifade ettiği gibi Jüpiter’de olmak kadar tuhaftır.Bu tuhaflığın üstesinden gelmenin bir yolu varsa o da herhalde Ishmael’in (ve bu kişiliğin gerisinde yazarın kendisinin) yaptığı gibi zengin temsiller ve simgeleştirmelerle yabancı ve tuhafı tanımlamak ,adlandırmak ve tanıdık hale getirmektir.
Hadisleri tutarsız görmeye ve sorgulamaya başladılar.Asrı Saadet modelciliği ve/veya çeşitli sünnet yorumlarına duydukları tepkiyi ,çeşitli oryantalistlerin özellikle İngilizce’den okudukları sünnet yorumlarıyla beslediler.Onların yeni İslam arayışına klasik tefsirler de yanıt vermiyordu.Sonunda Kuran’la baş başa kaldılar .Kuran’ı Kuran’la bizzat tefsir etme yoluna gittiler.
Ancak her türlü hiyerarşiyi, örgütsel ilişkiyi reddeden , “kişi”ye değil “metin”e referans veren tutumları onları, politik değil kültürel ,cemaatçi değil bireyci, modern bir İslami ideoloji arayışına yöneltti.