Hikayesini sanki acı vermiyormuş gibi anlatmayı öğrenmek. Bu, Claudia için büyümek demekti: hikayesini eksiksiz, dobra dobra anlatmayı öğrenmek. Olaya böyle yaklaşınca tuzağa düşmek mümkün, sanki her şey olup bitmiş gibi. Ancak şimdi yapabileceğimi hissediyorum, diyor Claudia. Uzun süre denedim. Ama ancak şimdilerde bir tür meşruiyet yakaladım. Bir dürtü. Şimdi birinin, herhangi birinin kalkıp bana sormasını istiyorum: Kimsin.
Bence karşılaşmamaları çok güzel. Bugüne kadar yalın biçimde birbirinden epey farklı hayatlarına devam etmeleri, hayatlarının birbirine ufak ufak yakınlaşması: birleşmeyen iki paralel çizgi. Ama bu romanı başka birisi daha yazmalı. Okumayı çok isterdim. Çünkü benim yazmayı istediğim romanda karşılaşıyorlar. Karşılaşmaları benim için gerekli.
Az biliyoruz. Eskiden daha fazlasını biliyorduk, çünkü yargılarla, kesin fikirlerle ve kurallara çevriliydik. O kuralları seviyorduk. Gerçekten sevdiğimiz tek şey o avuç dolusu saçma kurallardı. Şimdi her şeyi anlıyoruz. Özellikle de bozgunu anlıyoruz.
O kitabı okumayı o kadar çok isteyince yazmak boynumuzun borcu diye düşünüyoruz. Birinin çıkıp da okumak istediğimiz kitabı yazmasını beklemekten yorgun düşmüşüz.
Ne kadar uğraşsak da kaybolmayı beceremediğimiz, kaybolamadığımız anlar vardır.Ve belki de kaybolabildiğimiz zamana özlem duyarız. Bütün sokakların yeni olduğu zamana.