Bu kitabı yazmamın amacı, İslam'ın medarı iftiharı Büyük Kürt mucit Reisula'mal Bediuzzeman Ebul-İz İsmail bin Rezzaz el-Cezeri'nin büyüldüğünü dört bir parçada yaşayan bütün Kürt gençlerine ve dünyaya yakından tanıtmaktır. Bu eserle Ebul-iz'i tüm yönleriyle ortaya koymaya çalışacağım. Gerek medya gerekse bu konu ile ilgili kaleme alınan kitaplara bakıldığında, birçok halkın Ebul-iz'i kendi tarafına çektiği görülmektedir. Dünyada adı sanı belli birçok meşhur mucit, cengâver, pehlivan ve tarihçileri ellerinde bir belge olmadığı halde, bazı Türk, Fars ve Arap yazar ve bilim adamları, onlara sahip çıkarak kendi halkından göstermeye çalışmaktadırlar. Bundan dolayı Ebul-iz'in kökeni hakkındaki bu yanlış söylemlerin ve kanaatlerin boşa çıkarılması gerekir. Bu yüzden Ebul-iz'in hangi halktan olduğu ortaya konmalıdır ki, hem bu tartışmalar bitsin, hem de onun etnik kimliği tüm dünyada bilinsin.
Anadolu'nun paraya tapıyor görünmesi hasisliğinden değil, onun en lüzumlu yerde kullanmak fikri ve meylinden doğmaktadır.
Yıllarca yemez içmez, giyinmez, on parasını inatla müdafaa eder. Fakat bu, toprağı yoksa günün birinde toprak almak yahut elindekini biraz daha büyütmek içindir. Toprağın, sermayelerin en ebedi ve aşınmazı olduğunu o herkesten iyi anlamıştır. Bazen onun davullu, pehlivanlı, yiyecekli düğünler yapmak için lükslerini, sırtı ve ayakları yarı çıplakken ölümü için kefen almak gibi masraflarını görüp gülümseriz. Bunlar hayatta bir iki kere gelen bahtiyarlık günlerinde ele güne karşı küçük düşmemek içindir. Sonra kefensiz gömülmek onun bize çocukça görünen bir masum korkusudur. Hasılı Anadolulu hasis değil sadece taş ve kayadan koparırcasına güçlükle eline geçirdiği birkaç parayı ucu ucuna getirmek gayretiyle yanan bir fakirdir.
13 Ocak 1939
"Evet, ölüme mahkûm olduğu için, her şey boştur. Bu cihanın kâşanesi kum üstüne yapılmıştır.
"Mazi ve istikbal, taraf taraf uçurumdur.”
"Hararet ve su, benim yatağım ve yastığımdır: Yanmak ve boğulmak. İşte benim ayinim!”
Ve gene Gazali diyordu ki:
Arz, kayalar, denizler, hattâ parlak yıldızları, ve emelleri ve dehası veya bunaklığıyla, beşerin ruhu, cümleten, ütün asumanın göğsünde kaybolmaya mahkûmdur."
Faiz Bey, gözlerini bir daha kapadı. Aynı parlak noktar ve renkli helezonlar. Uykunun mukaddimesi olan hafif rüya.
Fakat, kulağında rubainin ilk kelimeleri: "Arz, kayalar,denizler hatta parlak yıldızları..."
On gecedir, saatlerce uyumuyordu. Fakat bu gece, gözleri tamamıyla süzülüyordu: Kitap elinde kalmıştı. Kendini bırakıyordu.
Arz, kayalar, denizler, hattâ parlak..."