Kitap, Doğu felsefesi üzerine yazılmış, oldukça güzel ve akıcı bir roman. Anlatmak istediği temel fikir şu: Hakikat tektir, ona giden yollar ise çoktur. Bir dağın zirvesine giden pek çok yol olması gibi… Kimi yol insanı doğrudan zirveye götürür, kimi dolaştırır, kimi ise engebelidir. Yazar, bu düşünceyi hayatın içinden örneklerle son derece etkileyici bir biçimde betimler.
Her ne kadar karakterin dünyevi meşgalelere kendini kaptırdığı bölümler yer yer sinir bozucu olsa da, bu rahatsızlık hissinin kaynağı aslında kendi hayatlarımızdan gördüğümüz kesitlerdir. Bırakmak isteyip de bırakamadıklarımız, sıkı sıkıya tutunduklarımız…
Hikâyede karakter, önce Brahman olan babasının yanındaki hayatını terk eder ve ormanlarda çileci bir yaşam süren Samanalara katılır. Daha sonra yıllarca yanında kaldığı, eğitim aldığı Samanaları da bırakır ve Buddha’nın öğretileriyle karşılaşır. Buddha’dan ve öğretilerinden fazlasıyla etkilenmesine rağmen, herkesin kendine özgü bir tekâmül ve öğrenme süreci olduğuna inandığı için bu yolu da geride bırakır.
Ardından dünyevi zenginliği, zevkleri tatmak ve deneyimlemek amacıyla bir şehre taşınır. Burada Kamala ile tanışır, ondan aşkı ve hazzı öğrenir. Kamaswami’den ticareti öğrenir ve onun ortağı olur. Başlangıçta tüm bunlar bir oyun gibidir. Zenginleşir, ticaret yapar, insanlara yardımcı olur, güzel diyaloglar kurar. Kamala’dan samsarayı öğrenir.
Ancak zamanla bu zevklerin içinde kaybolmaya başlar. Öğretilerin verdiği huzur ve mutluluk artık yoktur. İnsanlarla ilişkileri bozulur. Evet, itibar vardır, para vardır, mal mülk ve kadın vardır ama huzur ve mutluluk kaybolmuştur.
Derken kumarda tüm mal varlığını kaybetmesiyle intiharın eşiğine gelir. Kendisinde var olduğunu düşündüğü üç özelliği, yani oruç tutmak, düşünmek ve beklemek yetilerini