Okudukça insanlardan uzaklaşıyorum. Böylesi daha iyi... İçlerinde olduğum zaman hislerime yeniliyorum.
"Herkes istediği kadar koşsun. Beni anlayacak insan, oturduğum yerde de beni bulur."
Bu kitaplarda cani ruhlu, alçak, aşağılık insanlar anlatılırken onlardaki bu anlaşılmaz acımasızlığın; benim çok sık tanık olduğum ve iyi bildiğim insanları küçük görme, aşağılama, onlarla alay etme eğilimlerinin üzerinde pek durulmadığı dikkatimi çekiyordu. Kitapların acımasız kişileri, işleri, çıkarları gereği acımasızdılar; onların niçin acımasız olduğunu hemen her zaman anlayabiliyordunuz. Oysa ben hiçbir amacı, anlamı olmayan acımasızlıklara tanık oluyordum; hiçbir çıkar beklemeksizin, salt eğlenmek için acımasız davranışlar sergiliyordu bizde insanlar.
"... Benimse, insana hiç ne düşündüğü sorulur mu, diye şaşkınlıktan dilim tutulurdu. Bu soruya nasıl yanıt verilebilirdi? Bana göre, insan aynı anda pek çok şeyi düşünebilirdi; o anda gözünün önünde olan şeyleri düşünebildiği gibi, dün gördüğü ya da bir yıl önce gördüğü şeyleri de düşünebilirdi... Bunların tümü birbirinin içine geçmiş, sürekli hareket eden, birbirinin yerini alan, değişen, ele geçmez şeyler değil miydi?..."
- Neden herkesi korkutuyorsunuz, oysa siz iyi bir insansınız?
Beklediğimin tersine, kızmadı.
- Ben yalnız sana karşı iyiyim.
Ama hemen ardından olanca saflığıyla, dalgın dalgın:
Kim bilir, -diye ekledi,- belki de herkese karşı iyiyimdir? Ama, bunu insanlara göstermiyorum. Çünkü bunu gösterdin mi anında tepene çıkarlar. İnsanlar nasıl hep bataklıkta kuru yükseltilerin üzerine basmaya çalışırlarsa, iyi insanların da öyle tepesine çıkar, çamurlu ayaklarıyla onları ezerler.