Ben bu kitap için birkaç kelam etmezsem hem kitaba hem de canım Latife Tekin'ciğime büyük ayıp etmiş olurum.
Bazı yazarların ve bazı kitapların zamanları vardır. O zamanlardan önce yahut sonra okunduğunda insanda beklenen etkiyi yaratmaz. Latife Tekin benim için tam da böyle bir yazar ve kitapları da tam böyle kitaplar..
Birkaç yıl evvel Gece Dersleri, Unutma Bahçesi ve Bercii Kristin Çöp Masalları kitaplarını okumuştum ve ben ne okuyorum, çok anlamsız, saçma vs gibi yersiz yersiz konuşmuştum. Oysa zamanından çok önce okuduğum için böyle demişim bunu şimdi anlıyorum.
Peki bana bu günlerde Sevgili Arsız Ölüm'ü okutan sebep neydi?
Latife Tekin'le tanışacak olmaktı.
Üyesi olduğum muhteşem bir okuma kulübünün aylık seçilen kitabıydı ve ben başka bir şehirde yaşadığım için çok da üstünde durmamıştım fakat daha sonra yazarın da geleceğini öğrendim ve ben de kulübün buluşma tarihinde orada olabilecektim. Dedim tam zamanı hadi başla...
Kitaba bir başladım ve ben asla bırakamadım.
İlk sayfasından son sayfasına kadar doya doya okudum hiç sıkılmadan, hiç duraksamadan..
Ve tabii Latife Tekin'le de tanıştım, kitabın yarısına kadar okumuşken..
Öyle mütevazi öyle tatlı ve saygılı bir hanımefendi ki... Kırmadan, incitmeden sorduğumuz her soruya yanıt verdi..
Şimdiii...
Kitap için yazacak olduklarıma artık kulüp toplantımızda Latife Tekin'e sorulan sorularla ve onun verdiği cevaplara ek olarak ben de kendimce eklemeler yaparak devam edeceğim.
Sorulan ilk soru kitabın diliyle ilgiliydi ve kitap içindeki diyalogların niçin öyle olduğuydu yani niçin lan, kız gibi ünlemler sıkça kullanılıyordu?
Latife Tekin bunu, "bizim evin içinde kullanılan dil" diyerek açıkladı.
Kayseri'de köyde yaşarken ve sonrasında İstanbul'a göçtüklerinde aile içindeki konuşmalardan yola çıkarak bu dili