Örneğin Aristoteles'e göre, ancak genel olanın bilimi olabilir. O zaman özel, genelin sayesinde, geneldeki sınıfın içine girdiğinden dolayı, dolaylı olarak tanınabiliyor. Oysa Aristoteles için asıl var olan, teker teker nesnelerdi... Çok garip! Bu durumda Aristoteles'e göre Tarih, bilimler grubunun dışında kalıyor. Kant da ancak matematik doğa bilimlerinin gerçek bilim olduğunu öne sürerek Tarih'i gene bilimlerin dışına atıyor. Bilimleri birbirine indirgenemeyen iki öbeğe ayıran düalist görüşler var.
Barok'un bir başka genişlemesi de sanatın dışında, felsefeye, bilime hatta ahlaka uygulanmasıdır. Bu da XX. yüzyılda yapılmıştır. Ben de "karınca kararınca" kervana katıldım ve yıllar önce Barok'u Descartes, Spinoza, Leibniz gibi filozoflara, Newton gibi bir bilgine uygulamayı denedim. Saydıkla- rımda Barok'luğu bugün de görmekteyim, ama düşünceyi daha da genellemeye ne ölçüde haklı olunabileceğini bugün kesin olarak kestiremiyorum.
Doğal günlük dil yapma dilden çok daha zengindir. Onda mantık gibi bir yapma dilin hiç söyleyemeyeceği ayrımcıkları (nüansları) söylemek yetisi vardır. Ama günlük dil bu zenginliğini bir ölçüde, belirlilikten yana kusurlu olmasına borçludur. Örneğin mantıkta "X, hem zekidir hem zeki değildir", denemez. Ama günlük dil bunu der ve bununla mantığın veremediği bir ayrımcığı dile getirmiş olur. Barok, günlük dilin bir sözcüğü olarak günlük dilin içinde pek çok şeyi bildirmekte mantık dilinin pekinlilik dilin içinde pek çok şeyi bildirmekteki avantajını mantık dilinin pekinliğinden bir ölçüde yoksun olmasına borçludur. Bana öyle geliyor ki Barok, sanat tarihinde bütün çift anlamlılıkları, bütün belirsizlikleri ile uygulanagelmiş olduğundan, şimdi sayıp döktüğüm tutarsızlıklara yol açmış olacaktır. Buna karşı ne yapmalı? O bu kısa yazının sınırlarını aşan başka bir sorun.
Bilindiği gibi Barok sözcüğü, plastik sanatlara; mimarlığa, yontuculuğa, resme geçince (XVI. ve XVII. yüzyıllarda), ilkin kötüleyici anlamda, hatta bir ara "manierisme”in (özenticili- ğin), yapmacılığın sinonim'i yerine geçti, fakat az sonra anlam bakımından bunlardan ayrılarak niteliği şöyle saptandı: Röne- sans'ın ölçülü ve dengeli klasik sanatına kökte bağlı, ama bu sanatı yersiz süsler, abartmalarla yozlaştıran sanat.
(Hemen şimdiden şu noktayı imleyelim ki bu kötüleyici anlamını Barok, batı dillerinde ve en çok Fransızcada, son zamanlara değin korumuştur. Gençliğimde "Quelle idée ba- roque! Ne ipe sapa gelmez düşünce!" diye söylenen Fran- sızlar tanıdım.)
Zamanla toplumda değişmeler oldu, bunun sonuçların- dan biri olarak Barok da yavaş yavaş olumsuz anlamını yitir- di. Bir yandan müziğe ve yazına da isim ve sıfat olarak uygu- lanan sözcük, bu kez, semantik genişlemenin sonucu olarak ilk tanımından da uzaklaştı; şöyle ki: Artık yersiz abartma değil, heyecanı, iç huzursuzluğu, alın yazısını dile getiren dinamik sanatın adı ya da niteliği oldu; hem ona ata olarak Rönesans en büyük sanatçılarından biri, Michelangelo seçildi;