Kahvaltı masası tamamlandığında güneş biraz daha yükselmişti. Işıkları denizin üzerinde parıldıyor, verandaya düşen ağaç gölgeleri bize eşlik eden görünmez misafirler gibiydi. Çaydanlıktan yükselen buhar, sabahın serinliğinde ince bir perde gibi dalgalanıyordu. Pamuk yanımıza kıvrılmış, yavru da Ceyhun’un ayaklarının dibine oturmuştu.
“Yazmak, hatıraları ölümün elinden geri almaktır…”