Bu kitabın incelemesini yazmam tesadüf bugüne denk geldi; bugün 18 Mayıs, Kırım Tatarların anavatanlarından sürgün edilişinin yıldönümü..
Öncelikle kitabın adında geçen ‘Aluşta’, Kırım’da bir sahil
Kya… Herkesin dilinde “bataklık kızı.”
Ama benim için o, sessizliğin içinde büyüyen bir cesaret, yalnızlığın içinden filizlenen bir hayat…
İçimde tutamadığım bir şey var.
Kya’nın ve kardeşlerinin annesine seslenmek istiyorum:
Evet, hayat sana çok ağır davranmış olabilir. Yıllarca şiddet görmüş, kırılmış, yorulmuş olabilirsin. Ama bir anne, ne kadar yaralı olursa olsun, çocuklarını ardında bırakıp gitmeyi nasıl göze alır? Sen belki kendi karanlığından kaçtın… ama onların hayatını karanlığa bıraktın.
Bir çift timsah derisi ayakkabının sesiyle uzaklaşırken, ardında küçücük yüreklerin sessiz çığlıklarını bıraktın.
Söyle şimdi… Annelik bu mu? Hayır. Bu, eksik kalmış bir vedanın en ağır yükü…
Kya daha altı yaşındaydı.
Bir çocuğun annesine en çok ihtiyaç duyduğu yaşta…
Aç kaldı, üşüdü, korktu. Ama en çok da yalnız kaldı.
Geceleri karanlıkta, gündüzleri sessizlikte büyüdü.
Yalnızlığını bataklıktaki martılarla paylaştı, ateş böceklerinin titrek ışığında kendine bir umut aradı.
Kimse sarılmadı ona… ama o yine de hayata tutundu.
Kırılmadı. Vazgeçmedi. Sessizce, inatla yaşamayı seçti.
Kya… yalnızlığın adıydı.
Ama aynı zamanda direncin, hayatta kalmanın ve görünmeyen bir gücün de adıydı…
Bu roman, sayfaları çevirdikçe insanın kalbine dokunan bir hüzün bırakıyor.
Ama o hüznün içinde, ince bir umut ışığı da yanmaya devam ediyor…
Daima sevgiyle kalın :)