O toplum ki kendini asıl yaşatan çiftçinin, kömürcünün, arabacın marangozun, işçinin dertleriyle kaygılanmaz, hiçbirine acımaz. O toplum ki, insafsız bencilliği içinde, daha fazla iş, daha fazla çıkar sağlamak için, emekçi insanların gençlik gücünü kıyasıya harcar; zavallılar yaşlandılar, hastalandılar mı, ellerinde avuçlarında bir şey kalmadı mı, iş başında sabahladıkları günler, gördükleri önemli bunca unutulur, bütün bunlara karşı toplumdan gördükleri ödül açlıktan ölmektir.
İşçiye gelince, nedir işçinin kaderi? Bugün için verimsiz, kısır bir işin altında ezilmektir ve yarın için beklediği de yok- sulluk, dilencilik içinde geçecek bir ihtiyarlıktır. Aldığı gün- delik, günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yetmez. Nasıl kazan- cından bir parçasını bir yana ayırsın da yaşlı günlerindeki ge- çimini sağlayabilsin?
Yurttaşların kin bağladığı, hor gördüğü bir kral; halkı ezerek, soyarak, dilenci durumuna düşürerek tahtında tutunabilecekse, bıraksın krallığı, insin gitsin tahtından. Bu yollarla belki kral adını elinde tutar; ama ne yiğitliği kalır, ne büyüklüğü. Kral yüceliği dilencilerin değil, zengin ve mutlu insanların başında kalmakla kazanılır.