Havaya sıçrayana kadar, her şeyin su ve denizden ibaret olduğunu sanan bir balıktım.
.
İnsan dertler senfonisi;
En büyük dert benim sandım,
Hiç tahammül edemedim, dertlerimden hep iğrendim.
Fakat gün geldi, hasta ziyaretlerinde bedenimi sevmeyi, saymayı öğrendim.
.
İlaç kokusu solumaktan ciğerleri çürümüş hastaya,
bir tutam çiçek götürmenin kabalık olduğunu da.
Vücutlarımızın ecza deposu haline geldiğini de.
.
Umutsuzluğa kapılıp karalar bağlamanın yersiz olduğunu,
Kara bulutlardan sonra yağmurun yağdığını, güneşin doğduğunu da.
Bazı oğlan çocukları vardır,
oyuncaklarını kırdıkları için değil,
hayat onları erken kırdığı için büyürler.
Daha bıyıkları terlemeden, sesleri kalınlaşmadan,
omuzlarına yaşlarından büyük mevsimler yüklenir.
.
Hayatı ve dünyayı,
rüzgârlar kasırgalar yiyerek öğrenir.
Dört duvarın soğuk kuytusunda üşüyen küçük eller,
ihtiyacı olan o en sıcak güneşi ancak kendi ceplerinde bulur.
.
Zemheri ayında hırkasız kalan o omuzlar,
gün gelir, koca bir gökyüzünü taşır.
(Çünkü yeryüzünün sarayları dardır onlara.)
Ben de onlardan biriydim.
.
Bir gün anladım ki
yeryüzü herkese aynı anahtarı vermiyor.
Bazıları kapıları açıyor,
bazılarıysa
Kaf Dağının arkasına kaçıyor.
.
İnsanlardan umudu kesince,
başımı göğe kaldırdım.
Çünkü yeryüzü bana yer açmadığında,
gökyüzü hiç değilse beni kovmuyordu.
Dinliyordu.
Samanyolu,