Bir ferdi olduğum insanlık, ah ne kadar az idi gerçekten; derinliklerine erişemediği yeraltı ile sonsuzluğa uzanan gökyüzü arasındaki dünyasında, ancak basabildiği toprakla ve varabildiği menzille sınırlıydı; ne kadar âciz, bilgisiz ve çaresizdi!
İçinde dolaştığımız ve öylesine sağlam görünen bedenin, buğu gibi geçici olduğunu, cisim olmaktan uzak bulunduğunu, o zamana dek söylendiğinden çok daha derin duymaya başladım. Bu etten örtüyü, bir çadırın bezlerini savuran rüzgâr gibi sarsacak ve koparacak güçte birtakım etkenler bulunduğunu anladım.