Yaşamımın, öyküdeki yeşil incir ağacı gibi önümde dallanıp budaklandığını görüyordum. Her dalın ucunda eşsiz bir gelecek beni çağırıyor, bana göz kırpıyordu. İncirlerden birisi eş ve mutlu bir yuvaydı, bir başkası ünlü bir şair, öteki parlak bir profesör, biri şaşırtıcı editör, öbürü Avrupa ve Güney Amerika, bir başkası olimpiyat şampiyonu bir kadındı. Kendimi dalların çatallandığı noktada otururken görüyordum, incirlerden hangisini seçeceğime bir türlü karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. İncirlerin hepsini ayrı ayrı istiyordum ama birini seçmek ötekilerin hepsini kaybetmek demekti ve ben orada karar veremeden otururken incirler birer birer ayaklarımın dibine düşüyorlardı.