Levktra muharebesi Yunanistan'ın siyasal tarihinde olduğu kadar harp tarihinde de bir dönüm noktasıdır. O zamana kadar yapılan muharebelerde iki taraf birbirine paralel iki saf meydana getirir, bu saflar mümkün olduğu kadar bozulmaksızın birbirinin üzerine yürürdü. Levktra'da Epameinondas'ın uyguladığı usul kanatlardan birinde bir ağırlık merkezi kurmak, ilk önce bu güçlü kanadı taarruza geçirmek ve bu taarruz başarı kazandıktan sonra diğer kanadı ileri sürmek suretiyle düşmanı bir kıskaç içine almaktan ibaretti. Nitekim Epameinondas, Boiotya süvarisi Sparta süvarisini geri attıktan sonra, 50 nefer derinliğinde olan sol kanadıyla 12 nefer derinliğinde olan Spartalıların sağ kanadına olanca hızıyla saldırmış, bu durum karşısında şaşalayan Spartalıların saflarını yararak düşmanın yanına taarruza başlamıştı. Boiotyalıların sağ kanadı ise müdafaada kalmış, ancak soldaki yarma hareketinin başarıyla sona ermesi üzerine o da düşmana son darbeyi indirmek üzere harekete geçmişti. Bu "çarpık muharebe düzeni" sonraları Makedonya kralı Filip II ve Büyük İskender tarafından geliştirilmiş, modern zamanlarda da mesela Prusya kralı Büyük Frederik'in harp taktiğinde büyük rol oynamıştır.
Pers harplerinde iki kez tahrip edilmiş olan Atina'nın yeni baştan yapılması birçok sanatçıların Atina'ya akın etmelerine ve bu şehrin önemli bir sanat merkezi haline gelmesine yol açmıştır.
Herodotos'un yukarıda tarihin babası olarak göstermiştir. Tukidides ise eleştirmeli tarih araştırmalarının babası olarak kabul olunabilir. Olayların saptanması Tukidides için yalnız bir araçtır. Onun asıl amacı bu olayları aydınlatmak, akıl ve mantıkla açıklamaktır. Fakat tarihçi bunlara dair kişisel hükümler vermekten mümkün olduğu kadar çekinmektedir. Bundan başka Tukidides olayların birbiriyle olan ilişkilerini saptamaya, aynı zamanda gerçek nedenleri görünürde nedenlerden ayırmaya da büyük önem vermektedir. Bunun için duygulara ve inanca hiçbir yer bırakmayan tam anlamıyla mantıki metod kullamkatadır. İşte bu suretle Tukidides tarihte kendisinden önce gelenlerin, hatta bugünkü tarihçilerden bir çoğunun bile erişemediği bir aşamaya ulaşmış ve her bakımından mükemmel bir eser ortaya koymayı başarmıştır.
Beşinci yüzyılda Atina'da yetişen komedya yazarlarının en büyüğü hiç kuşkusuz Aristofanes'tir. Peloponnes harbi zamanında yaşamış olan Aristofanes'in yazmış olduğu 44 kadar piyesten yalnız 11i bize kadar gelmiştir. Aristofanes'te konularını günlük hayattan alan komedya geleneğine uyarak kadınların sosyetedeki yerini, sofistlerin doktrinlerini, savaş ve barış problemlerini, çağının tanınmış devlet adamlarını sahneye koymuş, onların zayıf, hatta gülünç taraflarını belirtmekte ve onlara mesela "Bulutlar" adlı komedyasında Sokrates için yaptığı gibi, aşırı tarzda alay etmekte büyük yetenek göstermiştir. Fakat Aristofanes sahnede bir takım tuhaf durumlar yaratıp halkı güldürmekten ziyade Peloponnes harbiyle ilgili olayları hemen hemen her yıl sahneye koymakla hükümetin siyasetini eleştirmek, devlet adamlarına doğru yolu göstermek, devrimci sandığı sofistlere ve haksız olarak bunların şefi olarak kabullendiği Sokrates'e ve Evripides'e hücum etmek ve bunların teorilerini yermek amacını gütmüştür. Fakat mizah ve hicvinin keskinliğine ve bazen insafsız şiddetine rağmen Aristofanes daima bir şair olarak kalmış, en kaba şakaların gerisinde bile asil bir ruha sahip olduğunu göstermiştir.
Bu düşünürün belirli bir siyasal düşüncelere sahip olmamakla beraber, bazen ileri sürüldüğü gibi, demokrasinin düşmanı değildi. Sokrates dinsiz de değildi. Büyük tanrılara inanır, bunlara adaklarda bulunur ya da kurbanlar keserdi. Din alanında, Aishilos gibi, monoteizme kaydığı anlaşılıyor. Tanrısal bir güç tarafından yurttaşlarını iyi ve doğru yola yöneltmek için görevlendirildiğine inanç getirmişti.