Nihat Yılmaztekin

Nihat Yılmaztekin
@Cerezbaba
Sokrates
Sokrates sofistler gibi hiçbir zaman bilgin olarak ortaya çıkmamış, para ile ders vermemiş, yalnız Atinalıların toplantılarına her yerde ve her zaman katılarak bunlara gerçeği ve doğru yolu göstermek için uğraşmıştır. Bu büyük düşünürün ne gibi teoriler ileri sürmüş ve yurttaşlarına ne gibi şeyler öğretmiş olduğunu kesin olarak bilmiyoruz.
Sayfa 358·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sofizm - 3
Protagoras tanrıların varlığını ispatlayamadığını söylemiş, Kritias ise tanrıların akıllı politikacılar tarafından insanları fena şeyler yapmaktan alıkoymak için icat edilmiş olduklarını iddiaya kadar varmıştır. Başka bir sofist kanunların itibari niteliği üzerinde durarak bunların zayıf insanlar veya insan kitleleri tarafından, kendileri güçlülere karşı korumak üzere, yapılmış olduğu fikrini ortaya atmış, güçlünün zayıftan daha çok hakka sahip olduğunu tabiatın dahi kabullendiğini iddia etmiştir. Başka sofistler ise zamanımızdaki komünizm ya da anarşizme benzer bir takım teorileri savunmuşlardır.
Sayfa 358·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Sofizm 2
Sofistlerin en tanınmışları arasında Abderalı Protogoras, Leontinoilu Gorgias, Keoslu Prodikos, Kalhedonlu Trasimahos ve Elisli Hippias gösterilebilir. Bunların en büyüğü olan Protagoras devletler ve sosyatelerin meşeini incelemiş ve "insan bütün şeylerin ölçüsüdür" kuralını ortaya atmıştır. Herakleitos'un teorilerini sürdürdüğü anlaşılan bu sofiste göre insanın dışında bir şeyin var olup olmamasının önemi yoktur; her şey insanın gördüğüne ve kavradığına göredir, yani subjektif niteliktedir. Şu halde kesin gerçek yoktur, yalnız kişilere göre değişen nisbi gerçekler vardır. Bu görüşün bir sonucu olarak ahlak kurallarının, kanunların ve dinlerin yalnız nisbi bir değeri olduğu, bunların insanlar tarafından yapılmış sözleşmelerden ibaret bulunduğu, bundan ötürü geçici karakter taşıdığını ileri sürmüştür.
Sayfa 358·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Sofizm
Tabiattaki kanunların keşfi ve bunların belirli formüller şeklinde saptanması işiyle uğraşan filozof, matematikçi ve astronomların tersine olarak 5 inci yüzyılın ilk yarısında doğrudan doğruya insanı, sosyeteyi ve devleti etüt konusu olarak ele alan bir takım insanlar ortaya çıkmıştır. Demokrasinin gelişmesi her yurttaşın ödevleri gibi yapabilmesi, her şeyden önce halk meclislerinde iyi söz söyleyebilmesi ya da mahkeme huzurunda hakkını savunabilmesi için o zamana kadar olduğundan başka türlü bir eğitim görmesini gerekli kılıyordu. Okuma yazma öğrenmek, biraz edebiyat ve müzikle uğraşmak ve idman yapmaktan ibaret olmak eski sisteminin yetersizliği kendini açıkça gösteriyordu. Meşgul olduğumuz dönemde bir insanın hayat mücadelesinde başarı sağlayabilmesi için mantıklı düşünmesi ve karşısındakini kandırabilecek kadar kolay ve düzgün söz söylemesi gerekiyordu. İşte bu yeni eğitim sisteminin yayıcısı olarak söz söylemekteki yetenek ve tartışmadaki ustalıklarına güvenerek şehirden şehire giden, oralarda genel konferanslar ya da gençlere para karşılığında ders veren insanlara Atinalılar "sofist" yani "bilgi üstadı" adını vermişlerdir. Sofistlerin öğrettikleri şeyleri bir sistem haline sokmak güçtür. Çünkü sofistler, daha geç dönemlerde bazı felsefe ekollerinin doğmasına yol açmakla beraber, başlı başına bir ekol meydana getirmiyorlardı. Bunlar yalnız bir noktada, yani insanı ilgilendiren problemleri ortaya atıp bunlara çözüm çareleri bulmakta birleşiyorlardı. Sorulara verdikleri cevaplar ise dogma şeklinde değildi. Sofistler kişilerden başka siyasal ve sosyal sorunlarla da uğraştıklarından ötürü sosyoloji biliminin ilk kurucuları sayılabilirler.
Sayfa 356·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
MÖ. Beşinci Yüzyıl Yunan Uygarlığı - 7
Tıbbın bilimsel temellerinin MÖ. 5 inci yüzyılda atıldığını yukarıda söylemiştik. Gerçi bu yüzyılda da Yunanlılar hastaların iyileşmesi için tanrılara başvurmaktan ve bir takım büyü formülleri, kurbanlar ve dualarla bunların yardımını sağlamak adetinden vazgeçememişlerdir. Mesela sağlık tanrısı Asklepios'un tapınaklarında hastalar "tapınak uykusu"na yatarlar ve rüyalarında tanrıyı görmek suretiyle iyileşeceklerine inanırlardı. Fakat bu tapınaklarda görevli olan rahipler hastalar üzerinde bazı incelemeler yapmak fırsatını bulmuşlar, birtakım tedavi usulleri ve ilaçlar uygulamaya başlamışlardı. Bu dönemde ün kazanan sağlık yurtları arasında Kos (İstanköy), Knidos ve Aşağı İtalya'da Kroton yurtları gösterilebilir. Hatta Krotonlu Demokedes Dareios'un sarayında tabip olarak başarı ve ün kazanmıştı. Fakat bu araştırmalara birtakım fiziksel spekülasyonlar sızmakta gecikmemiş ve tıp mistik bir hüner şeklini almak tehlikesiyle karşı karşıya gelmişti. İşte bukabil batıl görüşlere karşı 460 yılına doğru doğduğu anlaşılan İstanköylü Hippokrates çıkmış, her hastalığın doğal bir neden olduğunu, bu nedeni bulabilmek için her şeyden önce insan vücudunun incelenmesi gerektiği kuralını araştırmalarına temel yapmakla modern tıbbın temellerini atmıştır. Bununla beraber tıpta deneyler yapmak ve anatomik incelemelerde bulunmak ancak sonraları hellenizm çağında gelişmiştir.
Sayfa 356·Kitabı okudu
Bilim