Nihat Yılmaztekin

Nihat Yılmaztekin
@Cerezbaba
MÖ. 539 yılında Kiros Babil'i zapt etmek ve büyük bir törenle şehre girmek suretiyle Babil devletini krallığına kattı. Kral, Babil tanrılarını korumak ve şehri yağma ettirmemek suretiyle rahipleri kazandı ve bunlar tarafından Babil tahtının meşru mirasçısı sayılarak dünya egemenliğine işaret eden "dört kıta kralı" ilan edildi. Bu suretle Babil, Susa ve Ekbatana'nın yanında, üçüncü başkent oldu, Kiros Nabukadnezar zamanından beri (586) Babil'de sürgün hayatı yaşayan İbranilere ülkelerine geri dönüp Kudüs'te yeni bir tapınak yapmalarına izin verdi. 538 de Fenike şehir ve limanları Pers hegemonyasını tanımak zorunda kaldılar ve donanmalarını Perslerin buyruğuna verdiler. Bu suretle doğu ülkeleriyle yapılan ticaret Suriye - Arabistan çölünden geçen ve Fenike'de sona eren yolları izlemeye başladı. Bu durum Fenike şehirlerinin İyonya şehirlerine kıyasla daha büyük bir ekonomik refaha kavuşmalarına yol açtı.
Sayfa 266·Kitabı okudu
Tarih
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İşte bu suretle 7 nci ve 6 ncı yüzyıllar Yunanlıların doğu uygarlıklarından faydalanmak, fakat bu uygarlıklardan aldıkları elemanları kendi mizaçlarına göre değiştirmek ve geliştirmek suretiyle yüksek bir uygarlık kurduklarını, böylece 5 inci yüzyıl uygarlığının temellerini attıklarını görüyoruz. Fakat arkayik dönem kültürü yalnız klasik kültürün değil, bugün benimsemiş olduğumuz Avrupa kültürünün de temeli olmuştur.
Sayfa 262·Kitabı okudu
Tarih
Endividüalizmin arttığı bu dönemde birtakım sanatçı şahsiyetleri ortaya çıkmakta, bunlar vücuda getirmiş oldukları eserleri sanat eserleri saydıklarından (gerek heykellerde, gerek vazolarda) onların altına imzalarını koymaktadırlar. Halbuki doğu uygarlıklarında sanatçılar kendilerinin tanrının ya da hükümdarın buyruğunu yerine getirdiklerine inandıklarından ortaya koydukları eserin altına imzalarını atmaktan çekinmekte, kimliklerini adeta yok etmektedirler.
Sayfa 261·Kitabı okudu
Tarih
Tarihçilikte doğu kavimleri hiç şüphesiz bazı kurallar saptamışlardı. Bu alanda en çok Hitit'ler ileri gitmiş, olayları yıllara göre tertiplemekle "yıllık" şeklini ortaya atmış, olayları gerçeğe uygun, fakat okuyucu üzerinde etki yapabilecek şekilde ve belirli görüşlere göre anlatmaya önem vermişlerdi. Yunanlılarda ise tarihçilik bu iki yüzyıl içinde yepyeni bir evreye girmiştir. Kolonizasyon sonunda Yunanlılar için ufukların genişlemesi üzerine yeni ülkeler ve yeni kavimler görüp tanımaya hevesli bazı kimseler uzak ülkelerde dolaşmaya ve oralarda edindikleri bilgi ve izlenimleri hemşerilerine genel meydanlarda ya da tapınak avlularında, konferanslar vermek suretiyle, açıklamaya başlamışlardır. Uzak ülkelere dair tarihi, coğrafi ve etnografik bilgi veren bu konferanslara Yunanlılar "logos" derlerdi. İlk "logos"lar manzumdu ve bunlarda gözlemler ekser hallerde efsanelerle karıştırılırdı.
Sayfa 237·Kitabı okudu
Tarih
Zamanımıza kadar gelen Mısırlıların matematik kitapları birçok geometri ve aritmetik problemlerini ele almakta ve bunlardan birtakım pratik sonuçlar çıkarmasını bilmektedir. Mesela geometriden Nil taşmalarından sonra tarlaların sınırlarını bulabilmek üzere arazi kadastrosunun saptanması için faydalanıldığı anlaşılıyor. Diğer taraftan Mısır binalarındaki düzen ve dakiklik göz önünde bulundurulacak olursa bunların yapı tekniğinde de pek ileri gitmiş oldukları meydana çıkar. Esasında Sisamlı olmakla beraber Aşağı İtalya'da Kroton şehrinde İyonya felsefesini Orfevs mistisizmi ile birleştirmek suretiyle bir ekol, daha doğrusu bir çeşit tarikat kuran Fisagor (Pitagoras), dağınık bilgileri birleştirmek, bunlardan genel formüller çıkarmakla matematiği bir bilim şekline sokmuş, geometride bazı kurallar saptamakla bu bilimi ilkellikten kurtarmıştır. Geometride "Fisagor davası" olarak gösterilen ünlü davayı hep biliriz. Fakat Fisagor geometriden çok aritmetikle uğraşmış, en çok tek, çift ve kare rakamların ve daha genel olarak rakamların ana karakterini saptamaya çalışmış, her şeye şekil veren prensibin rakam olduğunu ileri sürmekle dünyanın özünün hava ya da su gibi maddi bir nesne olmayıp tam anlamıyla soyut bir prensip olduğunu ortaya atmış, fakat bu prensip üzerinde etkide bulunan sınırsız ve şekilsiz ikinci bir prensip kabullenmekte "düalist" bir görüşe sahip olduğunu da açığa vurmuştur. Kroton'da büyük ün kazanan, fakat esrarlı karakterini sürekli olarak koruyan bu ekolde sonraları Fisagorcular en çok matematik ve müzikle uğraşmışlar, bunlar arasında bazı bağlar kurmuşlar, fakat rakamlarla çok uğraşanlarda olduğu gibi mistisizme sapmaktan kendilerini kurtaramamışlardır. Bunlar astronomiye karşı da büyük ilgi göstererek dünyanın yuvarlak olduğunu ve bir yıldız etrafında
Sayfa 236·Kitabı okudu
Felsefe