Hayaller beni şu miskin sefahat alemlerinden sonra daha çok sarar, daha tatlı gelirdi; pişmanlık, gözyaşları, beddualar, coşkun sevinçlerle dolardım. Bazen bütün varlığımı öyle baş döndürücü bir sarhoşluk, öyle dört başı mamur bir saadet kaplardı ki, kalbimde istihza duygusunun izi bile kalmazdı. Baştanbaşa inanç, ümit,sevgi kesilirdim. Çünkü o anlarda bir mucizeyle, dıştan gelecek bir yenilikle her şeyin açılıp genişleyeceğine, önümde hayırlı, güzel ve bilhassa tamamıyla hazır bir çalışma ufku ( ne olduğunu tam olarak kestiremiyordum, ama önemli olan da tamamen hazır olmasıydı) açılacağına körü körüne inanırdım; yani neredeyse beyaz bir at üzerinde, başım defne çelengiyle dünyanın orta yerine çıkıveriyordum.