Ceyda

Ceyda
finansal güvence danışmanı
58 okur puanı
Ocak 2025 tarihinde katıldı
“Aşkın Evrenselliği: Kimlikleri Aşan Bir Tutku”
Ahlak bekçileri, kendilerini toplumun vicdanı sananların en yozlaşmış olanlarıdır. Ellerinde tuttukları kuralların kaynağı ne akıldır ne de hakikattir; yalnızca korkunun, itaati üretme arzusunun ve kendi iktidarlarının dayanağıdır. Ahlak adına konuşurlar, fakat sözleri daima özgürlüğün boğazına geçirilmiş bir kementtir. Asıl ahlaksızlık, insanın kendi varoluşunu özgürce gerçekleştirmesini engellemekte yatar. “Doğru”yu buyuran, “yanlış”ı damgalayan, bireyin öznel tecrübesini kendi çıkarına göre ölçen kişi, erdemli değil; yoz, zayıf ve ikiyüzlüdür. Bu yüzden ahlak bekçileri, en çok kınadıkları şeyin içinde yüzerler: gizli hırsların, bastırılmış arzuların ve iktidar tutkularının çamurunda. Özgürlük, insanın varlıkla kurduğu en sahici bağdır. Özgürlüğü elinden alınmış bir insan, kendine ve başkasına karşı sorumluluğunu da yitirir. Ahlak bekçileri, bu bağı koparmakla yetinmez, onu kendi kurallarına zincirlemek isterler. Oysa zincirlenmiş bir erdem, erdem olmaktan çıkar; yalnızca köleliğin süslenmiş bir biçimi olur. Felsefe bize şunu öğretir: Gerçek ahlak, dışarıdan dayatılan yasada değil, özgür iradenin kendi kendini kurduğu yerde doğar. Bu yüzden özgürlüğü bastırarak “ahlak” inşa etmeye çalışanlar, aslında ahlaksızlığın en derinini üretirler. Çünkü insanın kendi içinden doğmamış her “erdem”, ikiyüzlülüğün maskesidir. En ağır suç, bireyin özgürlüğünü çalmak, onu kendi öz benliğinden koparmaktır. Ahlak bekçileri işte tam da bu suçu işler. Ve özgürlüğün olmadığı yerde, gerçek ahlaktan söz edilemez; geriye kalan yalnızca baskı, korku ve ikiyüzlü bir düzen olur.
Duygu ve Düşünce
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Toplum ve ahlak üzerine düşüncelerim
Bireyin her düşüncesini eyleme geçirmesi ve istemesi, toplum tarafından ahlaksızlık olarak görülmektedir. Bu nedenle toplum, ifade özgürlüğü anlayışına rağmen bireyi düşüncelerine göre kendini sınırlandırmaya zorlamıştır. Toplum ahlakına göre yaşayan bireyin, bu durumda kendinden farklı düşünen bir bireye saldırganlık göstermesi normal karşılanır. Çünkü kendisi kadar bastırılmış ve düşünceleri “ahlak” adı altında zapt edilmiş bir birey, diğer insanın bu kadar özgürce “düşünürüm ve yaparım” eylemini ahlaksız bulur. Kendini “ahlaklı, yetişmiş” olarak adlandıran birey, “ahlak” adına yaptığı kısıtlamayı kabul edemeyip saldırganlık gösterir. Toplumun “ahlak” adı altında insanların özgür düşüncelerini sınırlandırması, bastırılan duyguların içinden vahşiliği doğurur.
Felsefe