Ceyda

📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ruh Beden İlişkisi
“Eğer bu ruh bedenden ayrılıyor ise, o halde onlar birbirlerine benzememektedirler, birliktelikleri ve uyumları üzerine yapılan tüm açıklamalar ise hatalıdır. Peki o zaman bana ruhun varlığının da bir hayal olduğunu söyleyebilirsin ve ben de sana ruhun var olduğuna inanmadığımı söyleyeceğim, ben vücudumdan başka hiçbir şeyin varlığını içimde hissetmiyorum”
Sayfa 92 - Chiviyazıları | Littera·Kitabı okudu
Alıntı
Ceyda
“İnsan, vücudunun organları ile birlikte düşünebildiğini, acı çektiğini, zevk aldığını, karar verdiğini ve fikir yürütebildiğini bildiği halde halen ruhun varlığını nedensizce savunmaya devam etmektedir, hayalleri onu ruhunun var olduğuna inanma noktasına getirmiştir ve insan öldüğü zaman ruhunun ölmediğine inanmaktadır. Eğer ruh bedenden ayrılıyorsa o halde söyle bana, o vücut ile birlik ise neden vücudun yaşadığı ölümü yaşamıyor? ” Alıntı Şuradan Erdemsizliğe Övgü Marquis de Sade
“Aşkın Evrenselliği: Kimlikleri Aşan Bir Tutku”
Ahlak bekçileri, kendilerini toplumun vicdanı sananların en yozlaşmış olanlarıdır. Ellerinde tuttukları kuralların kaynağı ne akıldır ne de hakikattir; yalnızca korkunun, itaati üretme arzusunun ve kendi iktidarlarının dayanağıdır. Ahlak adına konuşurlar, fakat sözleri daima özgürlüğün boğazına geçirilmiş bir kementtir. Asıl ahlaksızlık, insanın kendi varoluşunu özgürce gerçekleştirmesini engellemekte yatar. “Doğru”yu buyuran, “yanlış”ı damgalayan, bireyin öznel tecrübesini kendi çıkarına göre ölçen kişi, erdemli değil; yoz, zayıf ve ikiyüzlüdür. Bu yüzden ahlak bekçileri, en çok kınadıkları şeyin içinde yüzerler: gizli hırsların, bastırılmış arzuların ve iktidar tutkularının çamurunda. Özgürlük, insanın varlıkla kurduğu en sahici bağdır. Özgürlüğü elinden alınmış bir insan, kendine ve başkasına karşı sorumluluğunu da yitirir. Ahlak bekçileri, bu bağı koparmakla yetinmez, onu kendi kurallarına zincirlemek isterler. Oysa zincirlenmiş bir erdem, erdem olmaktan çıkar; yalnızca köleliğin süslenmiş bir biçimi olur. Felsefe bize şunu öğretir: Gerçek ahlak, dışarıdan dayatılan yasada değil, özgür iradenin kendi kendini kurduğu yerde doğar. Bu yüzden özgürlüğü bastırarak “ahlak” inşa etmeye çalışanlar, aslında ahlaksızlığın en derinini üretirler. Çünkü insanın kendi içinden doğmamış her “erdem”, ikiyüzlülüğün maskesidir. En ağır suç, bireyin özgürlüğünü çalmak, onu kendi öz benliğinden koparmaktır. Ahlak bekçileri işte tam da bu suçu işler. Ve özgürlüğün olmadığı yerde, gerçek ahlaktan söz edilemez; geriye kalan yalnızca baskı, korku ve ikiyüzlü bir düzen olur.
Duygu ve Düşünce
Naked isimli okura yanıt verildi
Ceyda
Aslında bu yaklaşım Kant’ın ‘özerklik’ anlayışına da denk düşer: İnsan kendi yasasını kendi aklıyla koyduğunda gerçekten ahlaki bir varlık oluyor. Dışarıdan dayatılan kurallar ise itaati doğuruyor, ahlakı değil.
YATAK ODASINDA FELSEFE — BASTIRILMIŞ AHLAKIN LABORATUVARI
8/10
·224 syf.··
2025 4. kitabı
·
126 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2025 21:10
Yatak Odasında Felsefe Marquis de Sade bu metinde erotizmi bir fantezi alanı olarak değil, ahlakın sınırlarını test etmek için kurulmuş ideolojik bir araç olarak kullanır. Bu nedenle kitap, çoğu kişinin ve benimde ön yargıya kapıldığı gibi “erotik” değildir; esas işlevi pornografi değil, PROPAGANDADIR . Yatak odası (cinsellik) burada haz için değil, toplumsal ahlakın meşruiyetini sökmek ( “yapısöküm” (deconstruction) ) için tasarlanmış bir sahnedir. Sade’ın yaşadığı dönem (Fransız Devrimi’nin hemen sonrası) bireysel özgürlük, yasa ve iktidar kavramlarının yeniden tanımlandığı bir dönemdir. Onun kitabı , bu karmaşık dönemin içinde yazılmış bir anti-ahlak manifestosu gibidir. Dine, mülkiyete ve toplumsal düzen fikrine yönelttiği eleştirilerle Sade, yalnızca bireysel arzuyu değil, bütün bir uygarlık fikrini sorgular. Sade’ın varsayımı nettir: Toplum düzenini korumak için bireysel arzuyu bastırır; bastırılmış arzu ise saldırganlığa dönüşür. Yasa ve ahlak, insanı evcilleştirmez ,yalnızca içten içe gerer. Bu yüzden Sade’ın karakterleri herhangi bir ahlaki gerekçe aramaz; dürtüyü doğrudan eylem sebebi kabul eder. Bu, bireyin özgürleşmesi kadar toplumun çözülüşü anlamına da gelir. Bu noktada metin rahatsız edici hâle gelir, çünkü Sade yalnızca ahlakı reddetmekle kalmaz, “zarar vermeme” ilkesini bile tartışmaya açar. Bu, onun özgürlük anlayışını sınırsız kılar; fakat aynı zamanda bu sınırsızlık insanın karanlık tarafını meşrulaştırma riskini de taşır. Özgürlük gerçekten sınırsız olmalı mıdır, yoksa sınır özgürlüğün kendisini mi mümkün kılar? Yakında kitabını okuyacağım yazar Lou Andreas-Salomé, insanın iç dünyasındaki bu çatışmaya farklı bir yerden yaklaşır. O, insanın bastırılmış arzularla değil, kendine karşı dürüstlükle özgürleştiğini söyler: “İnsanın en derin
Felsefe
Yatak Odasında FelsefeMarquis de Sade · Ayrıntı Yayınları · 20182,712 okunma
Naked isimli okura yanıt verildi
Ceyda
Teşekkür ederim, yorumundaki “ahlakın sureti” vurgusu gerçekten dikkat çekiciydi. Metni bu şekilde yorumlaman, metnin taşıdığı çatışmayı ve yüzleşmeyi daha derinlemesine düşündürdü.