İnsan olmamız, insanları anlayabileceğimizi
garanti etmez. Bilim çağında bile, çok uzaklardaki çok eski yıldızları,
onları gözlemleyen organizmadan daha iyi anlıyoruz: kendimizden.
Sade’ın ahlak eleştirisi zihin açıcıdır. Toplumun “ahlak” adı altında bireyi nasıl kıstırdığını, bastırılmış dürtülerin nasıl vahşete dönüştüğünü görmek için Sade’ı okumak meşrudur — hatta gereklidir. Bu felsefi zemin sağlamdır, düşündürücüdür ve savunulabilir.
Ama Juliette bir felsefe kitabı değil. Ve işte tam da burada Sade kendini ele verir.
Hikâye, aslında bir hikâye bile değildir. Juliette bir karakter olarak gelişmez; o, Sade’ın tezlerini taşıyan bir araçtır. Sayfa sayfa tekrarlanan şiddet ve müstehcenlik sahneleri, bir noktadan sonra felsefi argümanın önüne geçer ve metin kendi içinde tutarsızlaşır: Özgürlüğü savunan bir yazar, okuyucusunu aynı sahnenin sonsuz tekrarına mahkûm eder. Bu bir çelişkidir.
Sade, “ahlakın bastırılmışlık yarattığını” söyler — haklıdır. Ama ardından bu bastırılmışlığı kırmak için önerdiği şey, yalnızca farklı bir tiranlıktır: Güçlünün zayıfı ezdiği, acının erdem sayıldığı bir düzen. Juliette özgür değildir; o sadece ezilen değil, ezen olmuştur. Bu bir kurtuluş hikâyesi değil, rol değişimidir.
Tekrarın Tiranlığı
Anlatının en büyük yapısal sorunu monotonluktur. Sade’ın kalemi felsefi diyalogda keskinleşir; ancak kurgu inşasında neredeyse işlevsizdir. Her bölüm bir öncekinin şablonunu tekrar eder: yeni bir mekân, yeni isimler, aynı dinamik. Bu tekrar kasıtlı bir estetik tercih olarak savunulabilir mi? Belki. Ama savunulamayacak olan şu: Tekrar burada özgürleştirmez, uyuşturur. Okuyucu bir noktada şoka değil, sıkıntıya ulaşır. Sade’ın hedeflediği sarsıcı etki, kendi yarattığı tekrar döngüsünde boğulur.
Roman ilerledikçe değil, yineledikçe büyür. Ve bu yineleme, iddia ettiği özgürleştirici etkiyi tam tersine çevirir.
Juliette Bir Karakter Değil, Bir Tez
Juliette’i roman boyunca takip edersiniz ama onu hiç tanımazsınız. Onun korkuları
“Tanrı yargıç ve karar veren ise, onun koyduğu adalet uygulanmalı... Sıra diğer bir acımasız zulme geldi: Kötülük dünya için gereklidir. Yeniden söylüyorum eğer Tanrı varsa neden sadece acı çektirmek için var ve bu acıların hepsini de kendi yaratmış. Eğer her şeyi yapabilecek gücü varsa, o halde sizin Tanrınız kötülüğe neden izin veriyor? İnsanları kötülüğe karşı birleştirme gücüne sahip değil mi? Eğer bunu bugün yapamıyorsa zaten yarın da yapamaz çünkü bu döngünün içinde onun kötülüğe ihtiyacı var! Tanrının böyle bir kişilik halinde evrende doğru hareket edebileceği nasıl düşünülüyor?
“Bu sadece basit bir illüzyon, bu sadece bu dünyada bir şeye sahip olamayan insanların öbür dünyada bunlara sahip olabilme arzusuyla, kendi kafalarında kurdukları basit bir safsata. Ah insanın kendini Tanrıya adaması demek Tanrının tüm saçmalıklarını kabul etmesi ve onun insanlara verdiği acıyı reddetmek demektir. O bu dünyada tüm ölümlüleri acıya sürüklüyor, din insanlara tuhaf bir Tanrı bağlılığı yüklüyor ve bu şekilde insanların dünyada sürekli yalanlar üzerine kurulu bir şeye inanarak hayal kırıklığına uğramasını sağlıyor.”
“Sistemin nasıl işlediğini iyi biliyorum: Tanrının adaleti korkunçtur fakat Tanrı aynı zamanda bağışlayıcıdır da. Güvenilmez olduğu kesindir çünkü o bağışlayıcılık yerini hemen sonsuz bir acımasızlığa terk eder. Değişmeyen kuralları olan Tanrı bu mu? Tanrı kinci ve öfkelidir. Tüm ulusların ilahiyatçıları insanlara cehennemi anlatır ve korkuturlar. İyiliği, doğruluğu, taşları ve bitkileri yaratmıştır. İnsanları da acı çekmeleri için dünyaya getirmiştir. Ama bence Tanrı mükemmel olarak kabul edilmemeli.”