Öncelikle Simone De Beauvoir düşünceleriyle hayran olduğum bir kadındı. Ama kitabını ilk kez okudum ve hiç beklemeden bir şeyler yazmak istedim. 3 ayrı kadının öyküsünü anlatan bu kitapta her karakter için ayrı ayrı sinir krizi geçirdim. Öykülerin arasında her kadının kendi kafasında neler kurduğunu o kadar iyi yansıtmış ki okudukça ben de mi bu kadar garip düşünceler barındırıyorum diye kendimi oldukça sorguladım. İlk öyküsünde yaşlılıkla savaşmaya çalışan 60 yaşında bir kadını, ikincisinde tüm dünyaya nefret kusan bir kadının monoloğunu, üçüncüsü ve beni en çok içine çekende ise 20 yıllık evliliğinden sonra eşiyle arasında yaşananları anlamlandırmaya çalışan bir kadının döngüsü.
Açıkçası son öykünün devamını görmek isterdim. Çok sinirlendim bu şekilde bitmesine. Ama yazar sanırım öykü boyunca karakterin içinden çıkamayacağı bir duruma sıkıştığını tekrar belirtmek istemiş. Bu karakterin yanına gidip onu iyice sarsıp önceliğin kendisi olduğunu hatırlatmak isterdim.
Geçmişe takılıp kendimizi sevdiklerimize bağlamak, ya da başkalarının sayesinde saygın olacağımıza inanmak, her şeyin aynı kalacağını zannetmek kitabın başından sonuna kadar bu duyguların hepsini çokça hissedebiliyoruz.
Yazarın dili oldukça akıcıydı öyküler de yaşamın içinden olmasına rağmen ilgi çekiciydi. Tek eleştirim çok fazla karakter ismi dahil olduğu için hikayeyi başından yakalayamadım.
Bilmiyorum bu kitap bana anlatamayacağım çok şey hissettirdi. Her birinde kendimden bir parça görüp kızdım. Yazar bir yandan içinde bulunduğu toplumu eleştirirken bir yandan da tüm kadınların iç dünyasına bir ayna tutmuş gibiydi.
Diğer kitaplarını da bir an önce okumak istiyorum.