İlk öykü olan Bir Kadının Yaşamından 24 Saat gayet başarılı bir öyküydü. Zweig her zaman ki gibiydi. Geçmişi kullanmak onun yaptığı en iyi şey bence. Freud etkisi gözler önünde. Geçmişe dönüp o melankoliyi anlatmak gerçekten çok güzel bir durum. Bir kadının yıllarca anlatamadığı ancak bir yerden sonra artık anlatmam lazım dediği nokta. Bu çok güzel. O kadar güzel ilerliyor ki hikaye o kadın siz oluyorsunuz ve anlattığı kişi bugün konuştuğunuz sıradan bir insan olabiliyor. Anlatıyorsunuz yaşadıklarınızı. Burada da durum öyle. Birine bir hikayenizi anlatacaksanız Zweig gibi anlatın. Çok etkileyici. İkinci öykü olan Bir Yüreğin Ölümü bence ilk öyküye göre gölgede kalıyor. Anlatım olarak yine çok başarılı ancak olay pek ilgi çekmiyor herhalde. Ancak çoğu öykünün üstünde olduğu da aşikar.
Albert Camus çok iyi bir yazar. Yazardan da öte. Kesinlikle okuyun derim. Kısa kısa öyküler size zevk verecek. Zamanda almıyor. Hemen bitiveriyor öyküler. Tadımlık. Varoluşçu düşüncelere doğru kısa kısa yürüyüşler yapacaksınız. Aynı zamanda karamsarlığa da.
Sağırlığı hep sessizlik olarak düşünmüş ama en azından kendisi için öyle olmadığını görmüştü. Hugh Yates'in kafasının içinde hiç susmayan bir yangın alarmı vardı.