Kitapta yer alan her iki oyun da "empati" kavramıyla bir şekilde bağlantılıdır. Sofokles bunu Antigone'de işlediği konuyla, Aiskhülos da doğrudan bu oyunu yazmış olmasıyla yapmıştır.
Düşünün ki, ülkece verdiğiniz bir savaşın üstünden belli bir zaman geçtikten sonra "düşmanın" gözünden bir tragedya yazıyorsunuz. Bu oyunda da düşman kötü değil. Tam aksine yiğitler, güçlüler ve övülüyorlar. Sadece liderleri hırslı ve tanrılara saygısızlık ediyor. Tanrıların ayırdığı iki karayı, gemiden köprüler kurarak birbirine bağlıyor. Buna kızan tanrılar salıyorlar belayı Persler'in üstüne. Bu oyun da Yunan da yiğit en az Persler kadar ama sonucu belirleyen tanrılar oluyor. Onların iradesi neyse o gerçekleşiyor. Pers ya da Yunan, onlar birer eşit oyuncudur bu oyunda. Bu açıdan Aiskhülos Homeros'un anlattığı kahramanlık çağının dilini kullanır; Salamis Savaşı'nın sahneleri tanrıların müdahalesi yönünden İlyada'da anlatılan sahneleri andırmaktadır.
Benzer şekilde Aiskhülos oyunu Persler'in gözünden anlatıp, onları aşağılamayarak, aksine onların ölülerine ve geride kalan kadınlarının acılarına yaktığı ağıt gibi dizelerle ilginç bir empati örneği sergiliyor. Bu ilginç çünkü Homeros kendi döneminden 400 sene evvel gerçekleşmiş, olup olmadığı bile belli olmayan bir savaşı, destansı bir dil kullanarak anlatmıştı. Bu kadar süre geçtikten sonra hem Troyalılar'ın hem de Akhalar'ın acılarına eşit mesafede durabilmişti. Burada ise son derece güncel bir olaydan, bir kaç sene evvel gerçekleşmiş bir savaştan, hem de karşısında savunma pozisyonunda olduğunuz, sizi köleleştirmek isteyen bir düşmandan bahsediyoruz.
Antigone'ye gelirsek, "Yeter artık vurmayın, adam öldü!" diyecektim ki, bir baktım adam hariç hayatta kalan yok. Şaka bir yana, Antigone'de insanı etkileyen şu: bizim zamanımızda "haklı