Yavuz

Macellan üzerine
Puan vermedi·312 syf.··
2025 1. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2025 23:30
Stefan Zweig, tarihî biyografi türünde eşsiz bir anlatıcı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Macellan kitabı, yalnızca bir kâşifin hayatını anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda insan iradesinin sınırlarını, keşfetme tutkusunu ve cesaretin en uç noktalarını gözler önüne seriyor. Zweig’in kendine has etkileyici üslubu, okuyucuyu 16. yüzyılın denizlerine, bilinmezliklerle dolu yolculuklara ve büyük bir idealin peşinde ölüme yürüyen bir adamın dünyasına sürüklüyor. Bu kitabı okuduktan sonra insanda büyük bir hayranlık, cesaret ve yaşama sevinci uyanıyor. Çünkü Macellan, sıradan bir denizci değil; büyük hayalleri olan, zorluklar karşısında yılmayan, insanlık tarihini değiştirecek bir yolculuğa çıkan cesur bir lider. Onun keşfiyle birlikte, dünyanın bir küre olduğu kesin olarak ispatlanmış oldu. Ancak ne yazık ki Macellan, bu büyük zaferin tadını çıkaramadan, 237 kişi ve 5 gemiyle başladığı yolculuğun ortasında, bugünkü Filipinler civarında trajik bir şekilde hayata veda etti. Kendi gücünü göstermek ve yerel bir kralı desteklemek isterken, ilkel savaşçılar tarafından öldürüldü. Zweig, Macellan’ı anlatırken, onu yalnızca bir kâşif olarak değil, aynı zamanda bir idealist, bir inanç adamı ve kararlılığıyla neredeyse kaderi yenen bir figür olarak betimliyor. Ancak kader, ona zaferin meyvelerini tatma fırsatını vermedi. Karısına, çocuklarına ve evine dönme hayaliyle çıktığı yolculuk, bir bilinmezliğin içinde sona erdi. Onun yerine, keşfi tamamlayan ve dünyayı ilk kez dolaşmayı başaran mürettebatı oldu. Stefan Zweig’in Macellan biyografisi, yalnızca tarihî bir olayın anlatımı değil, aynı zamanda insan doğasının keşfetme ve sınırları aşma arzusunun destansı bir anlatısı. Macellan’ın öyküsü, cesaretin ve adanmışlığın nasıl bir miras bırakabileceğini gösteriyor. O, bir coğrafi
Alıntı
MacellanStefan Zweig · Can Yayınları · 2016885 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·516 syf.··
2020 44. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2020 22:11
Bir Istanbul sakini olarak ne zaman elime bir Orhan Pamuk eseri alsam çok heyecanlanır sayfaları çevirirken şehrin sokaklarında romandaki kahramanlarla aynı havayı soluyup, aynı sokaklarda yürüdüğümüzü, aynı denize baktığımızı, aynı bankta oturduğumuzu düşünür derin bir mutluluk hissine kapılırım. Masumiyet Müzesi romanı, aşkı yüceltmek veyahutta onu abartmak yerine onu adeta bir eşya gibi elle tutulur, dokunulur, görülür bir şey olarak önümüze koyuyor. Okurken Kemal’e çok kızdım önce, sonra kitabın sonunda onu yeniden affettim. Kabul edelim ki çoğumuz Kemal’in içinde bulunduğu ruhsal durumu bir saplantı bir hastalık olarak görecek, hatta alay edecek ve belki en iyi ihtimalle acıyacaktır. Kemal bunun normal olduğunu aşkın zaten böyle bir şey olduğunu tüm içtenliğiyle anlatmakta bizleri buna inandırmaya çalışmaktadır. Ne kadar çok şey anlatırsam anlatayım hangi cümleleri kurarsam kurayım size burada ne Kemal’i ne de Füsun’u bir kaç cümleyle anlatamam. Bunun eksikliğini gideremeyeceğimi bildiğimden size ancak bu romanı şiddetle tavsiye edebilirim.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
Puan vermedi·210 syf.··
2020 40. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2020 03:43
“Yalnızca Kaçıklar İçin” ‘Der Steppenwolf’ İlk okumaya başladığımda bitiremeyeceğimi düşündüğüm daha sonra biraz da zorlamayla devam ettiğim ve sonucunda iyi ki okumuşum dediğim Herman Hesse’den düşsel bir deneme. Mükemmel bir çeviri olduğunu kolaylıkla farkedeceksiniz ki Kamuran Şipal’in de hakkını teslim etmek gerekiyor. Harry Hallerin bozkırkurdu diye tarif ettiği Ben’ine yolculuk... sarsıcı bir burjuvazi ve aydın eleştirisi... hayat oyununuzda tekrar tekrar cebinizdeki satranç taşlarınızı ve hamlelerinizi keşfetmenize yardımcı olacak bir başyapıt ve yolunu şaşıranlara bir rehber, bir başucu kitabı...
BozkırkurduHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 20229,7bin okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2020 7. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2020 01:25
Amin Maalouf’un son kitabı Uygarlıkların Batışı; doğup büyüdüğü, farklı dinlerin ve kültürlerin yaşadığı Lübnan’ı, annesinin memleketi Mısır’ı ve Nasır’ı, İran devrimini, Humeyni’yi ve Yaşlı kıta Avrupa’daki yakın tarihimizi dönüştüren birçok olayı ele alıyor. Bütün bu olayların birbirinden bağımsız olmadığını birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini aktarıyor. İnsanlığın dümeni karanlığa doğru kırdığını ve son sürat ilerlediğini işin kötüsü kimsenin bunun farkında olmadığını belirtiyor. Ne Amerika’nın ne de Avrupa’nın bu kötü gidişata dur diyebilecek bir projelerinin olmadığını söylüyor ve bu durumdan duyduğu endişeyi dile getiriyor. İlk defa deneme türünde bir eserini okuduğum yazarın gelecek konusundaki kaygılarıyla kendi kaygılarımın benzer olduğunu fark ettim.
Uygarlıkların BatışıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20192,287 okunma
10/10
·595 syf.··
2020 6. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2020 03:18
(Spoiler içermektedir) Tarihsel kişiliklerle ilgili yazdığı biyografik romanlarını zaten bildiğimiz Stefan Zweig, Marie Antainette’in yaşamöyküsünü psikolojik tahlillerle ustalıkla ele alıyor. Avusturya Habsburg ve Fransa Bourbon hanedanlıklarının arasında siyasi bir evlilik olur ve Habsburg Kraliçesi Marie Theresia’nın biricik kızı Arşidüşes Marie Antoinette, Bourbonların veliaht prensi 16.Louis Capet ile evlendirilir. Marie Antoinette henüz 15 yaşındadır ve kaderi ona bir yol çizmiştir çoktan. Bu yolculuk ona Fransa Kraliçesi olmayı bahşedecektir fakat kendisinin de arzu ettiği gibi mutlu mesut bir yaşamı değil, zaman da gösterecek ki bu yolculuk önce kocası 16. Louis’i çok geçmeden de kendi bedenini bıçak altına atacak, giyotine götürecektir. Aşırılıkları ve müsriflikleriyle tanınan kraliçe Versailles ile yetinmez, kendine Trianon’da bir saray daha yaptırır. Ve bu nedenle kısa zamanda Fransa’da kötü bir üne kavuşur. Annesi Marie Theresia kızını iyi tanımaktadır ve gelecek olan felaketi iyi sezmektedir. Bu dünyadan göçüp gidene kadar her fırsatta bu uçarı, zevk düşkünü fakat tamamen iyi niyetli olan kızını gaflet uykusundan uyandırmak için elinden geleni yapar fakat bir türlü muvaffak olamaz. Marie Antoinette aslında ne kutsal bir varlık ne de sanıldığı gibi uçarı bi kadındır. O gayet sıradan vasat denilebilecek bugün benzerlerinin hayatımızda olduğu birçok kadınla aynı duyguları aynı acıları paylaşır. Fakat ne kadar vasat olursanız olun ne kadar sakin bir hayat ararsanız arayın bazen kaderiniz istediklerinizi size vermez. Çünkü o size bambaşka bir rol biçmiştir bile ve bu durumda size sadece rolünüzü oynamak kalır. Marie Antoinette’in eleştirilecek çok yönü vardır elbette... fakat bu onun giyotine gitmesini gerektirecek kadar büyük şeyler değildir. O sadece
Marie AntoinetteStefan Zweig · Can Yayınları · 20171,213 okunma