«Mürdüm eriği
çiçek açmıştır.
— ilkönce zerdali çiçek açar
mürdüm en sonra —
Sevgilim,
çimenin üzerine
diz üstü oturalım
karşı-be-karşı.
Hava lezzetli ve aydınlık
— fakat iyice ısınmadı daha —
çağlanın kabuğu
yemyeşil tüylüdür
henüz yumuşacık…
Bahtiyarız
yaşayabildiğimiz için.”
Nazım Hikmet Ran
Kitabın ilk kısmında, Kürt çocukların henüz ilk okul döneminde Türkçe bilmedikleri ve kendi dillerinde eğitim almaları yasak olduğu için, yaşadıkları ızdırabı ve zorlukları iyi resmettiğini söyleyebilirim. Fakat genel olarak romandaki olay bütünlüğü korunamamış gibi geldi. Buna rağmen kullandığı mütevazi dil ve kendine has espri anlayışı kitabı renklendirmiş. Sırf bu yüzden bile okumaya değer.
Ha ayrıca Selahattin'in zekasına ayrı bir parantez açıyorum. Güçlü espri anlayışı ve kitabın son bölümlerinde bilim-kurgu havası veren anlatım bunun tezahürü olabilir ancak.
...
Yine hüznü kırk doğuran bir kadın, bir sürgün, hiç geri dönülemeyen bir şehir, kucaklanamayan bir anne ve kanser..
“Diyorum ya hayat güzel, kadınlar çirkin.”
...
Saçı, makyajı , kıyafetiyle ünlenmeye çalışan kadınları değil, erkek zihniyetine karşı boyun eğmeyen , kötülük içinde filizlenerek baş kaldıran kadınları örnek alın, sevin..
Eyşe Şan' ın öyküsüne Fatma Savcı'nın bir dizesiyle başlamak istiyorum:
“ Kirasê min î ji lehiyekê fesilandî di eşqek dilmayî de rizî.
------------------
Ölçüsünü bir taşkından almış fistanım, incinmiş bir aşkta çürüdü.” ( Fatma Savcı, Danê Baranê)
Aşk herşey olabilirdi ne de olsa: Bir insan, Yaradan, sanat, müzik..
O çiçekli fistanını müzikle çürütmüştü. Ama çiçekleri sesine takmıştı. Ondandır onu dinlerken penceremdeki çiçeklere dalarım...
..
Dengbej bir babanın kızı Eyşe Şan, saatlerce sıkılmadan babasının sesini dinler, büyülenirdi. O şarkı söyleme hayaliyle yaşarken küçük yaşta evlendirilirken ilkin öldürüldü.
Boşandıktan sonra kadınların şarkı söylemesinin günah sayıldığı Diyarbakır' ı şarkı söyleyebilmek için terk eder, ama bi daha ölüsüde dahil kavuşamaz memleketine. Annesine kavuşamaz, şehrine kavuşamaz. Yine etekleri hasret dolu bir kadın, kalbi kırık bir kadın...
Daha sonra 1963 yılında İstanbul’a giderek Kürtçe ve Türkçe şarkılar seslendirdiği konserler verir. Kürtçenin yasak olması nedeniyle Türkçe ağırlıklı iki kaset sonrasında da Kürtçe kasetler yapar.Kürtçe okuduğu şarkılardan dolayı ciddi baskılarla karşılaşır ve 1972 yılında Almanya’ya giderek sürgün hayatı yaşamaya başlar...
Ayşe Şan, kardeşleri ve akrabalarının ölüm tehditleri sebebiyle doğduğu ve çok sevdiği Diyarbakır’ı bir daha göremez. Bir tek annesi onu sahiplense de akrabaları izin vermediğinden, ölümünden önce son kez onu görmek isteyen annesinin