"...Aslında daha önce söylemek istediğim her şeyi söylemeyi bitirmemiştim, hala çok şey var. Birileri benim konuşmamı dinlemeyeli çok uzun zaman oldu, kalmayacak mısın? Bunu... Sakın yapma. Buna dayanamam. İki kere, zaten iki kez oldu! Üçünce kez olmasını istemiyorum!"
Hua Cheng zaten bu dünyadan, onun yüzünden iki kez kaybolmuştu! Fakat Hua Cheng şöyle yanıt verdi, "Senin uğruna savaşta ölmek benim en büyük onurum."
Bu sözler ölümcül bir darbe gibiydi. Xie Lian'in gözlerindeki yaşlar artık dizginlenemiyordu ve dışarı doğru akmaya başlamışlardı. Hayatının son parçasına tutunuyormuş gibi yalvarıyordu, "Beni asla bırakmayacağını söylemiştin."
Hua Cheng yanıt verdi, "Bu dünyada sonu gelmeyen hiçbir ziyafet yoktur.'
Xie Lian başını eğdi ve konuşamadığı için kafasını göğsünün derinliklerine, kalbinin ve boynun arasına bastırdı.
Fakat kısa bir süre sonra yukarıdan Hua Cheng'in sesini duydu, "Ama, seni asla bırakmayacağım." Bunu duyunca Xie Lian başını yukarı kaldırdı. Hua Cheng tekrar seslendi, "Geri döneceğim. Ekselansları, inan bana."
Sesi sert olmasına rağmen soluk yüzü kararıyor, şeffaflaşıyordu. Xie Lian yüzüne dokunmak isteyerek uzandı ama parmak uçları havada kaldı. Şaşırdı, sonra yukarı baktı.