Yeni bir gülüşü vardı; Azize'nin. Tam bir gülüş de sayılmazdı, daha çok, sözlerini noktalamak için başvurduğu, gergin bir tik gibiydi; ya da, Leyla'nın kuşkulandığı gibi, rahatlatma, güven verme amacıyla yapılan bir vurgu.
Ona el sallayan Celil'i görüyordu; taştan taşa sekerek ırmağı geçiyor, cepleri getirdiği armağanlarla tıka basa dolu. Meryem, Allah'tan onunla daha çok vakit geçirme izni koparmak için soluğunu tutuyor, saniyeleri sayıyor.
Küçükken de bir havalardaydın; kendini çok zeki sanırdın, bütün o kitaplarınla, şiirlerinle filan. Onca zeka ne işine yaradı, ha? Seni sokaklardan ben mi kurtardım, zekan mı? Aşağılığım, demek? Bu şehirdeki kadınların yarısı, benim gibi bir koca için cinayet işler. Cinayet.
Taliban, Tarık'ın en sevdiği şarkıcının, Ahmet Zahir'in mezarına kurşun yağdırdı.
"Öleli neredeyse yirmi yıl oluyor," dedi Leyla Meryem'e. "Ölmek bile yetmiyor mu?"