Anne'nin bir keresinde Babi'ye, "İnançları, davası olmayan bir erkekle evlenmişim," dediğini duymuştu. Anne anlamıyordu. Bir aynaya baksa, karşısındaki erkeğin asla sarsılmayan inancını, en vazgeçilmez davasını göreceğini anlamıyordu.
"Şimdi ikisi de şehit düştü; oğullarım şehit oldu."
Leyla kıpırdamadan yatar, dinlerdi; keşke Anne onun, Leyla'nın şehit olmadığını, hala yaşadığını, yanında olduğunu, umutları, bir geleceği olduğunu fark etseydi. Ama Leyla kendi geleceğinin, ağabeylerinin geçmişiyle boy ölçüşemeyeceğini biliyordu. Yaşarken kızı gölgede bırakmışlardı. Ölümleriyle de yeryüzünden tamamen silmişlerdi.