Diğer insanlarsa, birlikte yaşamanın bütün yan etkilerine maruz kalıyor ve sahip oldukları gücün çoğunh birlikte yaşayabilmek için harcıyorlardı. Üstelik hiçbiri bunun farkında değildi çünkü onlar birlikte yaşamaları gerektiğine inanıyorlardı.
Paranın kalanı da öyle bitti. Düşe kalka... Elimde bir şişe votkayla... Annemin meleği ancak bu kadarına yetmişti: Tütün, tedavi ve sarhoşluk. Yine de annemden daha çok işe yaramış olduğu kesindi!
Eğer, hayatımı inşa etmekle o kadar meşgul olmasaydım, neredeyse üç yıl boyunca aynı odada kaldığım o çocuklarla daha çok ilgilenir ve onların bana sunduğu dostluğa karşılık verirdim. Ama yapamafım. Beni, olduğum gibi kabul etmiş o çocuklara karşı hiçbir zaman gerçek duygular besleyemedim. Bu da benim çoraklığımdandı. Hiçbir şeye bağlanamayan, dürüst hiçbir ilişkinin tarafı olamayan, sesi gür ama içi cılız bir çocuk olarak, o yurttaki her bir insanı kullanıp posasını çıkardım ve hepsini çöpe attım. Benimle konuştular ama onları dinlemedim. Sırlarını saklamamın tek nedeni, söylediklerini, duyduğum an unutmamdı. Beni sevdiler ama neyi sevdiklerini bilemediler. Çünkü buna asla izin vermedim. Bana sundukları bütün o sevgi, göğsümden girip sırtımdan çıktı ve boşa gitti... Sonrasında, defalarca bana ulaşmaya çalıştılar. Ama hiçbir çağrılarına yanıt vermedim. Onlardan gelen haberlerin hiçbirine dönüp bakmadım.
Yurtta ya da okulda tanıdığım bütün insanlarla kurduğum ilişkiler, bir saat mekanizması içindeki çarkların birbirlerini döndürmek için geçici olarak kenetlenmelerinden ibaretti. Hayatımdaki her şey işlevseldi.