Çehov’u daha yakından tanımak istediğim için ard arda tiyatrolarını okudum. 6. Koğuş, Van’da dayı, Vişne bahçesi ve son olarak Martı. Tiyatro kursunda drama egzersizi için ezberlemiştim Nina karakterinin
“ .... Bir martıyım ben... Yok, değil. Aktristim. Ah, evet!” İle başlayan metnini.. onun için ayrı bir yeri vardı bende bu kitabın. Okumak için sabırsızlanıyorum fakat kitabı bi bütün olarak değerlendirdiğimde maalesef aynı heyecanı yakalayamadım. Rus edebiyatının isimlerinin karmaşıklığının yanında bir de iki isimli olan karakterlerin her seferinde aynı isimlerle hitap edilmemesinden sürekli ilk sayfaya döndüm durdum. İçerik olarak ise yine kısa, sıkmayan ama çok da bir etki yaratmayan, bi kaç saat içinde okunabilecek bir kitap. Yazar olmanın , yaratıcılık ruhunun bazen ne kadar zor ıstırap veren bir süreç olduğuna bazen de verdiği müthiş hazza değinmiş... Ee şöhretin bir bedeli de olacak tabii :) ama yazmak , sürekli üretmek, yazarların arasında kendini kanıtlamak her zaman ilham perileri aracılığıyla çok da kolay olmuyormuş onu bir kez daha gördük. (Ki bu konuya eeen iyi değinen ve en iyi anlatan kitap bence Martin Eden’ dır.) Bir de okuduğum her kitap da olduğu gibi burda da bir çok aşk üçgeni var. Bence okuduğum kitaplar arasında bu kitabı da ortalama geldi bana ve hala en etkili kitabı benim için 6.Koğuş.