Adı:
İrade Eğitimi
Baskı tarihi:
4 Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
69
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052494486
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınevi
Baskılar:
İrade Terbiyesi
İrade Eğitimi
İrade Terbiyesi
Her ne kadar eğitim programları hala iradenin ne olduğunu bilmiyorsa da biz kendi kıymetimizin ancak irademizle ölçüleceğini his ve takdir ediyoruz. Başkalarının irademiz hakkındaki bütün şüpheleri bizi müthiş surette rencide etmez mi? Çalışma kuvvetimizi inkâr etmek bizi korkaklık ve zayıflıkla itham etmek değil midir? Bir işte gayret ve sebat etmek hususunda bizi kabiliyetsiz zannetmek, bizi düzelmesi mümkün olmayan basit bir adammışız gibi bir nazarla ele almak değil midir? Görülüyor ki herkes iradenin lüzum ve önemini takdir ediyor. Kitabımız kararsız ve ham arzulu bir gençte çalışmak arzusunun evvela kesin, şiddetli ve devamlı bir karar, daha sonra kuvvetli bir alışkanlık halinde takviyesi için uygulayacağı yolların incelemesinden ibarettir.
200 syf.
·9/10
Es-Selam Dostlar...

Cemil Meriç ile Ali Fuat Başgil’in tavsiye yazılarını okumam ile kitaplığıma kazandırdığım disiplinli çalışma,irade eğitimi ve ahlak üzere yazılmış bir eser…

Yazarımız Julet Payot karakter eğiminin önemi ile başlıyor ve özellikle vurguluyor sağlam nitelikli bir eğitim ile karakterin değişebileceğini.
Sonrasında başarı için en temel unsurun irade eğitimin olduğunu vurguluyor.
Acaba bu eğitim nasıl sağlanır ve günümüzde iradeyi engelleyen unsurlar nelerdir?

Eğitimci olarak yazarımızın başarısızlığımızın en büyük etkeni iradesizlik ( irade zayıflığı ) sözüne sonuna kadar katılıyorum.
Derslere girdiğimiz zaman malumunuz üzere öğrencilerimizin en büyük sıkıntıları çaba göstermekten ve özellikle süreklilik gerektiren gayretten uzak kalmaları, nasıl verimli bir şekilde başarı sağlanır bilmemeleri…

Neticesinde ise hasıl olan şu davranışlar şekilleniyor;
Hantallık,rehavet,tembellik ve aymazlık.

Soruyum niçin çalışmıyorsun;
-Hocam canım istemiyor, cevabı en çok rastlanan zaaflık göstergesi diyebilirim.

Peki bu süreçte bizler eğitimciler daha doğrusu büyüklerimizin payı ne?
Maalesef ve maalesef dün sitede arkadaşlarla da istişaresini yaptık müfredat öğrenciyi gerçekten tanımaya veya değerlerini ortaya çıkarmaya yönelik değil.
Sadece bilgiye dayalı bir sistem dahlinde hareket ediyoruz.
Bir örnek veriyim;
Öğrencim rapor aldı ertesi gün aynı kağıdı verdim ve arkadaşlarından soruları aldığı için 87 aldı.
-Dedim ki olmaz bu haksızlık ki Cuma günü idi.Pazartesi gel yeniden farklı sorular ile sınav yapacağım.
Dostlar!
Sadece soruların yerleri değiştirdim ve aldığı not;57…

Anladım ki bir konuyu fikri ne derseniz artık bütüncül olarak düşünmek ve gün yüzüne çıkarabilmektir asl olan.
Yoksa lüzumsuz detaylar ile bilgi yığını ancak gerçekleri gizler ve tembellikle bir olup gözümüzü boyar.

Yazarımız öncelikle irade eğitimi için 2 temel unsur ile mücadele etmemizi şiddetle tavsiye ediyor;
1-Tembellik
2- Nefse Düşkünlük

Biraz daha somutlaştıracak olursak aslında ahlaki çöküntünün yansıması tembelliktir.
Öğrencilerimle muhabbetim iyidir.
Özellikle sınıf ortamında değil de ev ziyaretleri ve sosyal etkinlikler vasıtasıyla gönüllerini kazanmanın daha kolay olduğunu düşünüyorum.
Numaralarını alırım durum paylaşımlarında beğenilesi paylaşımlarına yorum yazarım, doğum günlerinde veya hasta olduklarında özel mesaj atarım.

Hatta geçenlerde üniversite ziyareti dönüşü ne istersiniz dediğimde,
_Kız öğrenciler özellikle Bowling i merak ettiklerini ve oynamak istediklerini ama ayıp olur mu mantığı ile çekindiklerini ifade ettiler.
Aksaray da görev yapıyorum ve malum İç Anadolu tutucu bir yer.
Dedim ki;
-Gezi sonu hemen ilk işimiz Bowling oynamaya gitmek:)))
Her ne kadar Müdür bey gezi biter bitmez gelin dese de o gün okulu ektik ve Bowlingimizi oynadık:))
Peki geriye ne kaldı ,Üniversite gezisinde Profların saatlerce konuşması mı yoksa Bowling mi…:))

Öğrencilerimiz lisede görev yapıyorum ve 8 saat ders görüyorlar. Resmen ızdırap.
Sağ olsun öyle bir müfredatımız var ki öğrencilerimiz tüm sözel sayısal ve eşit ağrılığa dair derslerden anlamak zorunda.
Peki enerjilerini nasıl harcayacaklar?
Beden Eğitimi en elzem ders olması gerekirken hiç seçilmeyen gereksiz bir ders olarak algılanır saygıdeğer! Müdürlerimiz tarafından…
Erkek öğrencilerimle özel muhabbetim vardır, etkinlikler sonunda tatlımızı yeriz ve konuşmaya başlarız.
Ve derken sonuç nereye varır biliyormusunuz; Cinsellik evet cinsellik…

Ve anlıyoruz ki enerjilerini tüketen, şevklerini kıran ,iradelerini zayıflatan ,hayallerini körelten temel sebeplerden biri de Pornografik filmler…

Soruyorum kaçınız pembe romantik bir hayat yaşıyorsunuz?
Hayat hep bu şekilde mi devam edecek?
Cevap……size bırakıyorum.

Özellikle 18-20 yaşlarına giren gençlerimize baktığımızda gencin iradesi mart ayı gibi.
Asla hava güzel diyemezsiniz, ya da görünüşte güzel ama bir anda esen rüzgarla hava soğuyup buz gibi bir hava ile değişiveriyor:))))

Bu bağlamda öncelikle gençlere F.Gros’un ifadesiyle Yürümenin Felsefesini öğretmeliyiz.
Bildiğimiz anlamda bir yürüme değil tabi ki ama enerjilerini sarfetmeleri için bu şekilde de olabilir yeter ki öğretelim…
Ve der ki;
‘’ Aklınıza estiği gibi atamazsınız adımlarınızı.
Hangi sapaktan döneceğinizi şaşırırsanız bedelini ağır ödemek zorunda kalabilirsiniz.’’

Yazarımız bu eğimin önceliğinin kötü arkadaşlardan gençlerimizi uzak tutarak başlamamız gereğini vurguluyor.
Bu tipler, içi boş muhabbetleri ile karşısındakinin karakterini zedeler. Akıl sağlıklarına dahi zarar verir.
Burada veliye de çok büyük görev düşüyor.
Unutmayalım ki;
Öğrenciye ilgisizlik, gelecek kaygısının olmamasına sebep olur ve hayattan kopar.
Benliğini dahi yitirebilir.

Değerli Dostlar!
Yazarımıza göre İrade terbiyesinde en önemli etkenlerden biri de tefekkürdür.
Tefekkür derken;
Salt anlamda düşünmek değildir.
Düşünme ile birlikte nefse hakim olma ve ruhunda yüce duygular, uyandırmak, erdemli kararlar almasının da yolunu açıp bir bal arısı gibi damla damla karakterinin oluşmasına yardımcı olabilmektir.
Neticede kendinden emin ,istikameti doğru ,belli olan bireyler yetişmesinde doğru adımlar atmış oluruz.
Ayrıca verimli bir tefekkür ;kelimelerle düşünüp düşünce yapısını tahlil etmek ve hakikate ulaşmaktır.
Neticede;
Kargaşadan uzak durmak,
İçimizi dinlemek,
Özümüzü bulmak,
Faydalı, nitelikli kitaplar okumak,
Hangi davranışın nasıl bir tehlike meydana getirebileceğini derinlemesine düşünmek,
Tefekküre dayalı en önemli adımlardır diyebiliriz irade eğitimine dair…

Hamiş;

"Okumayı ve yazmayı öğrenmenin insana ne faydası var ki, düşünmeyi başkalarına bıraktıktan sonra."der Ernst R. Hauschkam
Üstün insani ve liderlik niteliklere sahip, bilge, alanında temayüz etmiş kişiler ‘akademia’ dahil eğitimci ve eğitimde yönetici olursa, yaratıcılık ve ruh birlikte dirilir, canlanır.
Bir an önce üniversite ve okullara yaratıcı bir ruh getirmek lazımdır.
Eğitimde bir çocuk bile ihmal edilemez; aksi durum, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğururve doğurmaktadır.
Öğrencinin kalbine ne koyduğumuz akademik başarıdan daha da önemlidir.
Ve her öğrencinin bir hikâyesi vardır.

Unutmayalım ki çocuklarımız,gençlerimiz,
Kalbimizin sevinci, hüznümüzün tesellileridir..."
200 syf.
"ÎRADE TERBİYESİ" JULES PAYOT

Selamlar arkadaşlar.

Insan gerçekten okuduğu hissettiği ve içsellestirdiği bir okuma yaptıktan sonra onun üzerine yazmaya bir heyacan duyuyor
Jules Poyat Irade Terbiyesi kitabi da benim için öyle oldu.

"Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim."
Cemil Meriç

Benm kendi düşüncelerim de bu yönde özellikle gençlerin okuması gereken bir kitap IRADE TERBİYESİ...

çalışmayı sevmeyen öğrenmeyi isyemeyen gençler ve hatta hayatımızda en önemli kararları alacağımız dönemler için IRADE TERBİYESİ 'ni okuyun derim.

Kitap kişisel gelişim kitaplarının üstünde bir bilgi barındırıyor.
Tamamen hayatımızda neyi nasıl yapmak, kiminle nasıl iletişime geçebiliriz gibi bir çok konuya farklı bakış acısı getiren harika bir kitap diyorum.

Son olarakta IRADE TERBİYESİ 'inde bizlere anlatmak isteğini tek bir cümleyle açıklarsam eğer;

"zaman değişir fakat insanların sorunları zaafları değişmez" derim.

Umarım beğenirsiniz ınceleme tadında verebileceğim kendimce bilgiler bu kadar...

Okuyun Okutun lütfen gençlerimiz ve çocuklarımız için...

Iyi okumalar dilerim.
200 syf.
İçsel bütünlüğümüzü sağlayabilmek için yolları takip ederek, irade ve nefis mücadelesini bir batılı gözüyle anlatan harika bir eser.

Yazar tam olarak bir gencin tembellik kıskacından nasıl kurtulabileceğini anlatıyor.

Gerçekten herkesin, genç ya da yetişkin farketmez, mutlaka okuması gereken bir eser.

İyi okumalar.
200 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
[Bu incelemenin ilk kısmı Genç Müslümanlar sayfasından alıntılanmıştır.]
https://gencmuslumanlar.com/...payot-tavsiye-kitap/

“Bir işe başlıyorum, devamını getiremiyorum…”
“Kötü alışkanlıklarımdan kurtulamıyorum.”
“Kendime engel olamıyorum.”
“Çok tembel biriyim.”
“Sosyal Medya’dan kopamıyorum.”
Bunlar hepimizin en çok şikayet ettiği konulardan sadece bazıları. İnsanoğlunun tarihin her döneminde en büyük problemlerinden biri irade sahibi olmak olmuştur. Dikkatimizi dağıtacak, bizi hedefimizden uzaklaştıran, uyuşturan unsurlar hep var olmuş, zamana göre sadece şekil değiştirmiştir. Bu unsurlara karşı bize oldukça faydalı yöntemler sunan ve tavsiyeler veren “İrade Terbiyesi” adlı kitap için Cemil Meriç şöyle diyor;
“Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim.”

Kitap isteksizliğin en başta ele alındığı “Meseleye Giriş”; cinsel dürtüler, şehvet, kötü arkadaşlar, tembellik bahaneleri ve çalışmanın verdiği mutluluktan bahsedilen “Kişiye Özel Tavsiyeler”; toplumsal desteğin ve büyük üstatların etkisinin anlatıldığı “Çevrenin Önemi”; tefekkür, hareket ve beden
sağlının irade üzerindeki etkisinden söz edilen “İç Kaynaklarımız” ve son olarak düşünce, duygusal hallerimiz ve aklımız ile irade terbiyemizi nasıl şekillendireceğimizi anlatan “İrade Psikolojisi” adlı toplamda 5 bölümden oluşuyor.

Prof.Dr. Ali Fuad Başgil Gençlerle Başbaşa kitabında şöyle demektedir:
“Mösyö Girard bize bir kitap tavsiye etti ve mutlaka okumamızı söyledi. Bu, Aix-Marseille Üniversitesi
rektörü Jules Payot’un “İrade Terbiyesi” adlı kitabı İdi. Ertesi gün şehre inerek kitabı aldım, ihtiyar bir meşenin dibine oturarak “İrade Terbiyesi”ni okumaya koyuldum. Okudukça içimde tahassür ve nedametle karışık müphem bir acı duymaya başladım. Kendi kendime, ah bu kitap on sekiz yirmi
yaşlarımdayken elime geçmeliydi diyor ve geciktiğim için üzülüyordum.”
••• •••
Bu kitap Genç Müslümanlar sayfasından gelen bildirimle karşıma çıktı. İsmini gördüğüm anda almam
gerektiğini biliyordum. Ben de günümüzdeki çoğu insan gibi zaman yönetiminde zorlanan kurduğu düzeni sürdürebilmekte sıkıntı yaşayan biriydim. Maruz kaldığım caydırıcı etkenlere karşı savunmasızdım. Telefonuma, bilgisayarıma, arkadaşlarıma, uykuya yenik düşüyordum. Tüm bunların çözümünün ise irademi kuvvetlendirmekten geçtiğini biliyordum ancak devamlılık konusunda sıkıntı yaşıyordum. Bu süreksizlik de benim özellikle okul hayatımda inişli-çıkışlı (daha çok inişli) bir başarı çizgisine sahip olmama sebep oluyordu. Sadece eğitim hayatım değil günlük hayatımın da bir parçası haline gelmişti düzensizlik. Buna bir "dur!"demeliydim. Yaşayacak bir hayatımız var, bunu değerli ve eksikliği fark edilecek kadar iyi kılmak Müslüman olarak bizim görevimizdi. İşte hayatımı bambaşka bir yöne çevirdi, dediğim tecrübeleri de tam da bu dönemde yaşadım, iyi ki de yaşadım.

Hayatımın başarısızlık anlamında "en dibi gördüm.." dediğim bir döneminde irademle ilgili, kendimle ilgili birçok şeyi keşfettiğimi fark ettim. Bu dönem beni, çoğu bu kitapta da bahsedilen konularda eğitmişti. Kitapta rastladığım bu cümle aynı sebepten, yüzümde bir tebessüme neden oldu:

"Hayatta mutlak başarı her zaman söz konusu değilse de mücadelenin sonunda kalbin rahatlaması başarı adına kâfidir."
#51635917
Elde ettiğim başarısızlıklardan çok, kalbimin bu şekilde rahatlamasını ne denli özlediğimi ancak bu hissi yeniden yaşadığımda anlayabildim. Kendime yaptığım en büyük kötülük sanırım emek vermeyi bırakarak kendimi mahrum ettiğim bu huzurdu.

"Psikolojide basit bir kuram der ki; aşırıya kaçılmadığı takdirde tüm çalışmalar mutluluk verir." #52133737


Tembellikte zirve yaptığım dönemlerde, etrafımda gördüğüm çalışkan insanların hayattan keyif almadıklarını düşünürdüm. "Bu kadar çalışmanın manası var mı gerçekten? diye alaya alırdım kendimce onları. Asıl alaya alınması gereken benim "yapmadıklarım "iken. Bunu acı bir yoldan öğrenmiş olsam da yazarın da dediği gibi:

"Yaşadığımı hissediyorum diye tabir edilen duyguyu sadece çalışmayı alışkanlık haline getirerek elde edebiliriz. Bu ise çalışma isteğini dörde katlar ve tembel bundan haberdar değildir."

Gerçekten de habersizdim daha doğrusu unutmuştum, unutturulmuştum. Kitapta üstüne basa basa bahsedilen bir nokta da üniversite ortamının bir genç için ne kadar tehlikeli olabileceğiydi. Üniversiteye "özgür" (!) olma arzusuyla gelen gençlere kısa bir uyarıda bulunmak isterim. Eğlence, arkadaşlar, gece gezmeleri, size ne yapmanız gerektiğini söyleyen ebeveynlerin olmayışı, kendi kararlarınızı verebiliyor oluşunuz... Bunları doğru yönlendiremez ve kontrol edemezseniz, söylemeliyim ki sizi üniversitede bekleyen tek şey zihinsel, duygusal, fiziksel olarak bir yıkımdır. Hemen olmaz ama zamanla, tükendiğinizi hissedeceksiniz:

"Tekrar tekrar söylemekten gocunmadan parayı, zamanı aptalca harcadığımızı ve ardından da zihnin boşuna yorulduğunu bilelim. Kaçırdığımız gerçek zevkleri, gezebileceğimiz müzeleri, okuduğumuzda bize muhteşem fikirler katacak kitapları düşünelim; zekice sohbetleri, arkadaşlarla güzelim yürüyüşleri unutmayalım. Zevk-ü sefayı takip edene düşense mutsuzluk, mutsuzlukların da en acısı olsa gerek..." #51636545

Çevremdeki insanlar çoğunlukla bana -yeni bana- "bu kadar çalışmaya gerek yok, son iki hafta çalışsan aynı notu alırsın zaten" şeklinde eleştirilerde bulunuyor. Ya da sadece ders çalışmak değil, aslında meslek hayatınız dışında bir alana yöneldiğinizde, herhangi bir konuda kendinizi geliştirmeye çalıştığınızda, daha iyi olmak istediğinizde çevrenizden bu türden tepkiler alıyorsunuz, "Ne gerek var ki bu kadar okumaya? Ne gerek var o dili öğrenmeye, o kursa gitmeye? Bu sana nerede lazım olacak?" gibi sorular yöneltiyorlar. Haksız da sayılmazlar... Bir zamanlar biz de sevmediğimiz derslerin hocalarına "Hocam biz şimdi bunu niye öğreniyoruz, nerede kullanıcaz? İntegral iyi hoş da neye yarıyor?" diye sormuyor muyduk? Bilginin değerini onu günlük yaşamda kullanıp kullanamadığımıza göre belirliyorduk ya da doğrudan bir çıkar bekliyorduk öğrendiğimiz her şeyden. Öğrenme işini tamamladığımızda da (!) boş işlerimize koşuyorduk: Molalar.

Kitapta değinilen bir diğer nokta da mola verme usulü. Zihnimizi nasıl dinlendiririz? Zihin ancak başka bir işle meşgul olursa tam anlamıyla dinlenebilir. Ama ben bunu bu kitaptan öğrenmedim. İnşirâh suresinin 7. ayetinin meâlini bilen kişilere de yeni bir yöntem gibi gelmeyecektir:

"Şu halde, bir zorluğu aştığında yılma, başka bir işe giriş!"

Bu yöntem, kullarını kullarından daha iyi tanıyan Er-Rahman ile Kur'an aracılığıyla yıllaar yıllaaar evvel bildirilmiştir. Tabi biz Kur'an'ın Müslümanın günlük hayatını düzenliyor olduğu gerçeğini bir türlü idrak edemeyip anlamadan okuyup yaşamaya devam etsek de... (Ölülerin arkasından okumaya devam.)
Bir işi yaparken ve bitirdikten sonraki tavrımız:
"Sen işi yor, iş seni değil. Her zorluğun beraberindeki kolaylığı gör ve tatil değil tebdil (değiştirme) yaparak bir başka işle dinlen." tavrı olmalıdır. (Mustafa İslamoğlu)


Aynı insanların yaşça daha küçük versiyonları okul hayatlarının başındayken faydalı çabayı hor görmeyi bir sonraki aşamaya taşıyıp bu çabayı gösteren insanlara "inek" lakabını takmışlardır. Buradan eski ben'e ve bu lakabı kullanmayı adet haline getirmiş öğrenci arkadaşlara sesleniyorum: Aklı kullanmak inek veya herhangi bir canlıya emredilmemiştir, İNSAN DIŞINDA.

"Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, akıllarını kullanmayan (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir."
(Enfâl,22)

"Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir. Şüphesiz ahiret yurdu korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz? (En'âm,32)

Günlük kullanımda yaygın olan, sıradanlaşmış, dizilerde espri mahiyetinde geçen, ilkokula giden çocukların diline anında yerleşebilen bu sıfata (!) bir de bu bilinçle yaklaşırsak bir şeyler değişir diye düşünüyorum.

Bu türden insanların bir diğer özelliği de kendi yaptıklarının yani "boş yapmanın" "hayatı yaşamanın (!)" aslında normal olan olduğuna kendilerini inandırmış olmalarıdır. Kendilerinden o kadar emin konuşurlar ki bazen siz şüpheye düşersiniz, "Acaba hayatımı yaşamıyor muyum?" dersiniz. Yaptığınız işe duyduğunuz motivasyonunuz eksilir. Bununla nasıl başa çıkabileceğimi çözememiştim ki kitapta bizi geriye çekmeye çalışan, çabamızı kendilerince değersiz göstermeye çalışan böyle insanlara karşı tutumumuzun nasıl olması gerektiğini anlatan o cümleye rast geldim:

"Onlarla konuşurken ruh sağlığı doktorunun aklı yerinde olmayan hastasını dinlediği zaman söylenene çok fazla inanmaması gibi dinlemelidir."

İlber Ortaylı'nın Bir Ömür Nasıl Yaşanır? kitabını okuyup da "Bu ömür cidden nasıl yaşanıyor? Yolu yöntemi yok mu?" gibi soruları siz de sorduysanız bu kitabı okuduğunuzda cevapları muhtemelen bulabileceksiniz. Hem zihinsel hem duygusal hem fiziksel olarak dürtülerimize, arzularımıza, tembel olma eğilimimize nasıl karşı koyabileceğimiz ayrıntılı bir şekilde anlatılmış. Özellikle sınava hazırlanan,üniversiteye gitmeye hazırlanan ve hal-i hazırda üniversitede okuyan arkadaşların bu kitaba göz atmasını sevgiyle tavsiye ediyorum.
Bu dönemlerde insanın kendini eğitmesi, disiplin kazanması, edindiği yetenekler, biriktirdiği anılar ömrüne yansıyacaktır:

"Yirmili yaşlarda yapılan bu seyahatlerin ilerleyen yaşlarda, sıkıntılı günlerde ne denli güzel hatıralar olarak canlanacağını bilmekte fayda var. Kaçırdıklarımızın arasına paha biçilmez, satın alınamayan güzel sanatları, seyahati vs. uzun kış gecelerinin gerçek hayat dostları olan kitapları, heykelleri, tabloları da ekleyelim." #51636766

Kitapla ilgili, hayatla ilgili söylenebilecek daha çok söz var. Ben kitaptan çok beğendiğim bir alıntı ile yazımı burada noktalıyorum:

"Yüzyılımızda hedefimizi dış dünyayı keşfe ayırdık. Bu keşifler şehvet ve arzularımızın kabarmasına ve sonuç olarak da daha fazla endişeye, sarsıntıya ve üzüntüye sebep oldu. Çünkü dış dünyayı keşfederken iç dünyamızdan olduk. Asıl önemli olan mutluluk kaynağımız zihnî mutlulukları bir kenara bıraktık."

Bizlerin, fiziken, kalben ve zihnen mutlu olan insanlardan olabilmemiz duasıyla...
Selametle.
200 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
İrade terbiyesi: Cemil meric'in dediği gibi "disiplin içinde yaşamayı bu kitaptan öğrendim".Bazen nefsimin irademi çok zorladığı zamanlarda düşünürüm nefsim ne kadar da zayıf diye..mesela calişmak istemesem hemen bir bahane uydurup çalişmam.Ama çalışmam gerektiğini bildigim halde nefsimin kölesi olup çalışmayi bırakırım...İrademin elden gitmesi için birden fazla faktör vardir.Arkadaş ortamindan tutunda sosyal ortama kadar birden fazla etken...Bazen uykudan uyanipta su içmeye bile takatim olmaz.Aslinda irade sadece iç koşullara bağlı değildir.diş etkenlerde çok etkilidir.ders çalişmak istersin tam başlamişken biri aninda gelir zaten çalişmak istemezsin bide diş etken tamamen o isteği öldürür..bu kitaptan ögrendiğim tek bir şey var o da irademe sahip çıkamadığimin farkina varmam...irade elden gittiğinde nefsinin kölesi olmaya mahkumsundur.
200 syf.
·22 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitapla hayatımın daha stabil olduğu bir dönemde tanışsam daha verimli olabilirdi ancak kitabın ana hedefi zaten 'irademizi terbiye etmek'.
Özellikle yitip giden günlerimizi, haftalarımızı hatta yıllarımızı düşündükçe insanın içine düşen o karamsarlığın bu kitabı okumakla pekişip harekete geçmek için yeterli bir enerji doğuracağını düşünüyorum. Kitapta da belirtildiği gibi özellikle zorunlu eğitimin kapsamından çıkınca -üniversiteye, yüksek öğrenim programlarına başlayınca- öğrencinin hali hazırda üzerinde olan öğretmen, aile baskısından kurtulup nasıl bocaladığından bahsediyor ve daha da önemlisi içine düşülen bu durumu tahlil edip nasıl değiştirebileceğimizi ortaya koyuyor.
Belli hedefler doğrultusunda bir şeyler başarmak isteyenlerin okuyup hayatlarına katabilecekleri önemli şeyleri bu kitabın içerdiğini düşünüyorum. Üstad Cemil Meriç'in kitap için söyledikleriyle bitirelim:
''Kaderimi tayin eden bir başka kitap da İbrahim Ethem'in (tercüme ettiği) ''Terbiye-i İrade'' başlıklı eseridir. Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim.'' (Bu Ülke)
200 syf.
·Beğendi·10/10
Nasıl olur da yıllar öncesinden yazılan bir kitap günümüz için geçerli olabilir? Hem de her şeyiyle. Yoksa biz hiç ilerleyemedik mi? Bu güzel kitaptan sonra ilerlemek için adım atmaya başlamış olacağımıza inanıyorum ve bir kitabın seçileceğini ve herkesin, özellikle her gencin, okuyacağını bilsem deli gibi bu kitabın olmasını isterdim. Bunun en büyük sebebi şu: Çalışmak çalışmak diyoruz ama nedir bu çalışmak? İşte bunu ve tabii ki diğer bütün karışıklıkları cevaplayacak bir eser olması. Çalışmakla ilgili size çok önemli bilgiler verecek efsane bir başucu kitabı! Bir kez okumak yetmeyecek tabii haberiniz olsun. Ali Fuat Başgil, Cemil Meriç gibi büyük insanların hayatlarını değiştiren bir kitap olduğunu da belirtmezsem olmaz. Bu aralar çok satanlarda olduğunu da görünce çok sevindim. Eh, okumayan kalmasın o halde!
200 syf.
·8 günde
İrâdesi zayıf olan gençler için bulunmaz hint kumaşı değerinde bir kitap. Bu kitapla 15-20 yaşlarında tanışmayı ne kadar çok isterdim.

Tembellikle mücadele, isteksizliği yenme, irâdenin zayıf yönlerine çözümler sunuyor bu kitap. Yazar kitabı hem kendi hayatından örneklerle desteklemiş hem de kitapta ünlü düşünürlerin tespitlerine yer vermiş.

İrâdesi zayıf olanlara ve gençlere tavsiye ederim.
200 syf.
·Beğendi·8/10
Kitap lise ve üniversite öğrencilerine irade terbiyesi kazandırmak için yazılmış ama kaç yaşına gelirse gelsin hala bu terbiyeyi bir çok insanın edinemedigini varsayarsak cogumuza hitap ediyor. Yazar önce tembelliğin nedenleri ve irademizin düşmanlarını irdeliyor. Sonra boş kalan zihnin olumsuz şeylerle dolacagindan bahsediyor. Biraz zaman konusunda dikkatimizi cekiyor. Karakterin degistirilebilecegini savunuyor. Bununda iyi bir ikna ve duygusal bağlılıkla yapılabileceğini anlatıyor. Ben açıkçası faydalandım. Motive oldum. Artık boşa harcadigim bir zaman olduğunda bu sürede şu kadar sayfa kitap okurdum ya da ingilizce ders çalışırdım demeye başladım. Yazara göre bu bile bir baslangic. Kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap. Ne kadar erken okunursa ( lisede) o kadar iyi tabi.
200 syf.
·82 günde·Beğendi·10/10
Çok sevdiğim bir kardeşimin hediyesi olan bu eseri bitirmek ancak nasip oldu. Buna benzer zaman risalesi ve zamanın kıskacında bir ömür kitaplarını okumuştum. Her kitabın lezzeti başka olduğuna inanıyorum. Talha hocanın çevirisi olması ayriyetten daha hoşuma gitti diyebilirim. Müslümanın irade terbiyesine nasıl sahip olacağını, zamanını nasıl değerlendireceğini, isteksizlik, kötü arkadaş, yeme içme alışkanlıkları, tefekkür gibi konuları işliyor ve hoş bir dil kullanarak anlatmış. Bu aralar ihtiyacım olan bir kitaptı çok iyi geldi diyebilirim. İrade konusunda zorlananlar ve zamanın kıymetini bilmeyenler muhakkak okumalı diyorum.
200 syf.
·2 günde·Puan vermedi
İlk sayfalarda güzel gidiyordu fakat sonra ya fazla ağır geldi ya da ben dikkatimi veremedim. Aslında anlatmaya çalıştığı şeyde buydu kitapta. İrade tek bir konuya uzun süre odaklanamama meselesidir diye anlatmaya başlamış. Belki aklı selim bir şekilde okunursa yararlanılabilecek bir kitap olabilir.
69 syf.
·15 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kendini kontrol edemeyen insanlar için birer ilaç fakat bu yayından okumayın ; konuyu anlıyana kadar imanım gevredi...

// Bir işi yaparken sürekli o işi neden en iyi şekilde yapmanız gerektiğinin niyeti içerisinde olmalısınız...

//Tembellik başarı ile ters orantılı bir kavramdır...

//Ne kadar çalıştığımı bilseydiniz yaptığım başarılar size o kadar da inanılmazmış gibi gelmezdi...

//başarılı insanla başarılı olmayan bir insanın arasındaki fark o işe ne kadar odaklanabildikleridir...
İşte akıllı insanın edinmesi gereken tavır budur.Öcünü alırken bile sükunetle yapmalı. Daha doğrusu akıllı insan öç almaz zaten.
Ne yazık ki sınavlar öğrenciyi gerçekten tanımaya veya değerini ortaya çıkarmaya yönelik değildir.
Sadece hafızaya kaydettikleriyle ilgilenilir.
İngiliz bir düşünürün dediği gibi dışarıda olanın aksine içeriden dışarıya bakan için hava her zaman daha yağmurlu ve daha kötüdür.
Bir fikrin veya bir duygunun içimizde canlanması ve yerleşmesi için samimi olması ,devamlı olması ve tekrar etmesi gerekir.
Tembel insan, hak edilmiş bir dinlenmenin zevkini bilemez. Çünkü Pascal' ın dediği gibi ısınmak üşürseniz, dinlenmek yorulursanız güzeldir.
Öğrenciye yüzmeyi öğreteceklerine, can simidi veriyorlar. Bu o kadar tehlikelidir ki, öğrenci üniversiteye varınca adeta korunaksız kalır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İrade Eğitimi
Baskı tarihi:
4 Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
69
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052494486
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınevi
Baskılar:
İrade Terbiyesi
İrade Eğitimi
İrade Terbiyesi
Her ne kadar eğitim programları hala iradenin ne olduğunu bilmiyorsa da biz kendi kıymetimizin ancak irademizle ölçüleceğini his ve takdir ediyoruz. Başkalarının irademiz hakkındaki bütün şüpheleri bizi müthiş surette rencide etmez mi? Çalışma kuvvetimizi inkâr etmek bizi korkaklık ve zayıflıkla itham etmek değil midir? Bir işte gayret ve sebat etmek hususunda bizi kabiliyetsiz zannetmek, bizi düzelmesi mümkün olmayan basit bir adammışız gibi bir nazarla ele almak değil midir? Görülüyor ki herkes iradenin lüzum ve önemini takdir ediyor. Kitabımız kararsız ve ham arzulu bir gençte çalışmak arzusunun evvela kesin, şiddetli ve devamlı bir karar, daha sonra kuvvetli bir alışkanlık halinde takviyesi için uygulayacağı yolların incelemesinden ibarettir.

Kitabı okuyanlar 674 okur

  • Murat
  • Hüseyin Akay
  • Merdümgiriz
  • ~Bay kuş
  • Arzu Boyama
  • Tuğçe Çetin
  • Aytaç Atlas
  • sümeyya
  • Gökçe malaş
  • Zemzem Gürer

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.8 (2)
9
%0.4 (1)
8
%0.8 (2)
7
%0.4 (1)
6
%0.8 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları