Sadece Senayım ben

Sadece Senayım ben
@Cingulomania
Bazen sarılmak isteriz. Bazen sadece anlaşılmak. Kelimelerle dokunan bir yer.
Puan vermedi
Polisiye edebiyatın başlangıç noktalarından biri olarak gösterilen Morgue Sokağı Cinayetleri'ni okurken beni en çok etkileyen şey cinayetin kendisinden çok, olayın çözülme biçimi oldu. Bugün polisiye romanlarda ve dizilerde alışık olduğumuz birçok unsurun temellerinin bu kısa hikâyede atılmış olması oldukça dikkat çekici. Edgar Allan Poe, okuru yalnızca bir cinayetin gizemiyle karşı karşıya bırakmıyor; aynı zamanda düşünmenin ve akıl yürütmenin önemini de gösteriyor. Dupin karakteri olaylara herkesin baktığı yerden bakıyor ancak herkesin gördüğünden farklı sonuçlara ulaşıyor. Bu yönüyle hikâye, suçun çözümünden çok insan zihninin çalışma biçimi üzerine kurulmuş gibi hissettiriyor. Hikâyeyi okurken zaman zaman olayların günümüz polisiyelerine göre daha sade kaldığını düşündüm. Ancak metni değerlendirirken yazıldığı dönemi göz önünde bulundurmak gerekiyor. Çünkü bugün bize tanıdık gelen pek çok polisiye unsur, ilk kez bu hikâyede karşımıza çıkıyor. Bu açıdan bakıldığında Morgue Sokağı Cinayetleri yalnızca bir suç hikâyesi değil, aynı zamanda bir edebiyat tarihidir. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey katilin kim olduğu değil, insanların aynı olaya bakıp nasıl bu kadar farklı sonuçlara ulaşabildiğiydi. Poe'nun asıl başarısı da burada yatıyor. Olayı çözmekten çok düşünmeyi ilgi çekici hâle getiriyor. Polisiye türünün nereden başladığını merak eden herkes için okunması gereken, kısa ama etkisi büyük bir eser olduğunu düşünüyorum.
Morgue Sokağı CinayetiEdgar Allan Poe · Notos Kitap · 201919,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·140 syf.··
2024 15. kitabı
Bazı kitapları okurken karakteri anlamaya çalışırsın. Yeraltından Notlar'ı okurken ise karakterden çok kendimden rahatsız oldum.Çünkü Dostoyevski burada bir kahraman yazmıyor. Hatta sevilecek bir karakter de sunmuyor. Yeraltı Adamı çoğu zaman çelişkili, huzursuz, kırıcı ve yorucu biri. Ama tam da bu yüzden gerçek hissettiriyor.Kitap boyunca dikkatimi çeken şey, karakterin sürekli kendisiyle kavga etmesiydi. Bir yandan insanlara yaklaşmak istiyor, bir yandan onlardan nefret ediyor. Bir yandan anlaşılmak istiyor, bir yandan kimsenin onu anlamayacağına inanıyor. Sürekli düşünüyor, sorguluyor, kuruyor ama bütün bu düşünceler onu özgürleştirmek yerine daha da yalnızlaştırıyor. Okurken bazı yerlerde Yeraltı Adamı'na kızdım. Ama sonra şunu fark ettim: İnsan bazen kendisine de kızıyor. Yanlış olduğunu bildiği halde aynı davranışları tekrar ediyor, mutlu olabileceği halde mutsuzluğu seçiyor, değişmek istediği halde değişmemek için bahaneler buluyor.Belki de kitabın en rahatsız edici tarafı bu. Yeraltı Adamı bize yabancı biri gibi görünmüyor. Daha çok içimizde susturmaya çalıştığımız bir ses gibi geliyor. Dostoyevski'nin anlattığı şey yalnızlık değil sadece. İnsanın kendi zihninde kurduğu labirentte kaybolması. Düşünmenin, sorgulamanın ve her şeyi analiz etmenin bazen insanı hakikate değil, çıkmazlara götürebileceğini gösteriyor.Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey şu oldu: İnsan gerçekten başkaları yüzünden mi mutsuz olur, yoksa bazen kendi kurduğu yeraltında yaşamayı mı seçer? Yeraltından Notlar benim için bir karakter hikâyesinden çok, insanın kendiyle olan savaşının hikâyesiydi. Ve sanırım bu yüzden üzerinden zaman geçse de etkisi kolay kolay silinecek bir kitap değil.
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,3bin okunma
Puan vermedi·
Bazı kitaplar karakterlerini anlamanı ister. Bazılarıysa onları anlamaya çalışırken seni kendinle karşı karşıya bırakır. İnsanlığımı Yitirirken benim için ikinci türden bir kitaptı. Kitabın başında Yozo Oba'yı anlamakta zorlandım. İnsanlardan korkuyor, sürekli rol yapıyor, gerçek duygularını saklıyor ve sanki hayatı dışarıdan izliyormuş gibi yaşıyor. İlk başta onun sorununun yalnızlık olduğunu düşündüm. Fakat sayfalar ilerledikçe meselenin bundan çok daha derin olduğunu fark ettim. Yozo yalnız değil, yabancı. Sadece çevresindeki insanlara değil, kendisine de yabancı. İnsanların nasıl yaşadığını, nasıl ilişki kurduğunu, nasıl mutlu olduğunu anlamıyor. Bu yüzden gerçek kişiliğini göstermek yerine sürekli bir maske takıyor. İnsanların onu kabul etmesi için onların görmek istediği kişiye dönüşmeye çalışıyor. Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey de buydu. Çünkü Yozo'nun yaşadığı durum tamamen ona özgü değil. Hepimiz zaman zaman bulunduğumuz ortama göre değişmiyor muyuz? Daha güçlü görünmeye, daha mutlu görünmeye, daha başarılı görünmeye çalışmıyor muyuz? Belki de bu yüzden Yozo'nun hikâyesi bu kadar rahatsız edici geliyor. Onu tam olarak anlayamasak bile, korkularının ve kırılganlığının bir kısmını kendimizde bulabiliyoruz. Osamu Dazai'nin anlatımı son derece sade ama etkisi oldukça güçlü. Büyük olaylar yaşanmıyor gibi görünse de karakterin iç dünyasında yaşanan çöküşü adım adım hissediyorsunuz. Kitap ilerledikçe Yozo'nun hayatını değil, insanın kendisinden uzaklaşmasının neye dönüşebileceğini okuyormuş gibi hissettim. Bu kitap bana yalnızlığı değil, aidiyetsizliği anlattı. Bir yere, bir insana ya da hatta kendi benliğine ait hissedememenin ağırlığını gösterdi. Bitirdiğimde aklımda kalan soru ise şuydu: Bir insan hayatı boyunca başkalarının görmek istediği kişi
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,1bin okunma
Puan vermedi·210 syf.··
2026 5. kitabı
yaşamak bana göre bir insanın elinden her şey alınsa bile hayatın yine de devam ettiğini anlatan en ağır kitaplardan biri çünkü bu kitap insana umut vermeye çalışmıyor tam tersine hayatın ne kadar acımasız olabileceğini çok sade bir şekilde gösteriyor ama tam da bu yüzden etkiliyor bağırmadan ağlatan kitaplardan biri kitabın merkezinde fugui var zengin bir ailede doğmasına rağmen sorumsuzluğu ve kumar tutkusu yüzünden elindeki her şeyi kaybediyor bir gecede hem parasını hem statüsünü hem de eski hayatını yitiriyor sonra savaş başlıyor yoksulluk başlıyor kıtlık başlıyor ve fugui hayatın içinde savrulmaya başlıyor ama kitap asıl bundan sonra ağırlaşıyor çünkü yaşamak sadece bir adamın fakirleşmesini anlatmıyor insanın sevdiklerini birer birer kaybetmesini anlatıyor fugui zamanla ailesini çocuklarını yakınlarını kaybediyor her ölüm başka bir sessizlik bırakıyor kitapta en sarsıcı şeylerden biri de bu çünkü karakterler uzun uzun ağlamıyor hayat devam ediyor tarlaya gidiliyor yemek yapılıyor gece oluyor sabah oluyor ve acı insanın içine yerleşiyor yu hua burada hayatı çok çıplak anlatıyor ölüm bu kitapta büyük dramatik sahnelerle değil sıradanlığın içinde geliyor bu yüzden daha gerçek hissettiriyor çünkü gerçek hayatta da çoğu acı sessiz yaşanıyor insanlar bir süre sonra ağlamayı bırakıp sadece yaşamaya devam ediyor fugui karakteri başta sorumsuz biri gibi görünse de zamanla insan başka bir şey fark ediyor hayat onu sürekli kırıyor ama o yine de yaşamaya devam ediyor belki güçlü olduğu için değil başka seçeneği olmadığı için bu yüzden kitap “hayata tutunmak” klişesinden çok daha gerçek bir yerde duruyor çünkü bazen insan yaşamayı seçmez sadece yaşamaya mecbur kalır kitap aynı zamanda çin toplumunun savaş kıtlık yoksulluk ve siyasi dönüşüm dönemlerini de gösteriyor ama
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,1bin okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2022 7. kitabı
Bu kitap klasik bir hikâye anlatmıyor. Daha çok insanlara, hayata ve yaşanmışlıklara dair kısa ama etkili dokunuşlar gibi. Can Yücel’in dili zaten farklı; bazen çok sert, bazen çok samimi ama hep gerçek. Portreler’de dikkat çeken şey şu: İnsanları süslemeden anlatıyor. Olduğu gibi. İyi yanıyla da kötü yanıyla da. Bu da metni daha sahici yapıyor. Çünkü okurken “bu gerçekten böyle” diyorsun. Şiir gibi ama düz yazı da gibi. Arada bir yerde duruyor. Okurken bazen bir cümleye takılıyorsun, devam etmek istemiyorsun. Çünkü o cümle zaten yeterli oluyor. Kitap boyunca hissedilen şey şu: İnsan karmaşık değil aslında, sadece dürüst değil. Bu kitap neden okunmalı dersen; çünkü süslenmiş değil, filtrelenmiş değil. Olduğu gibi. Ve bazen en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de bu gerçeklik.
PortrelerCan Yücel · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2019553 okunma
Reklam