Cinsel içgüdüler, yalnızca Partinin denetimi dışında bir dünya yarattıkları için değil, baskılandıklarında bir tür histeriye neden oldukları için yok edilmek isteniyorlardı. Bu psikolojik sapma, savaş tutkusuna ya da baştakilere tapınmaya yöneltilebileceği için isteniyordu. Julia bunu şöyle açıklıyordu:
"Aşk yaparken enerji harcıyorsun, sonra kendini huzurlu hissediyorsun ve her şey sana vız geliyor. İşte kendini böyle hissetmene dayanamıyorlar. Her zaman enerjiyle dolup taşmanı istiyorlar. Tüm geçit törenleri, tüm bağırıp çağırmalar, bayrak sallamalar hep kokuşmuş cinsellik. Mutlu olsan, Büyük Birader, Üç Yıllık Kalkınma Planlan, İki Dakikalık Nefret ve öteki saçmalıklar için coşkulanmana gerek kalır mı?"
Bir zamanlar, diye düşündü, erkekler bir kadının bedenine bakar ve arzu duyardı, işte o kadar. Fakat bugünlerde saf aşk ya da arzu söz konusu değildi. Hiçbir duygu saf olamıyordu, çünkü her şeye korku ve nefret sinmişti. Kucaklaşmaları bir savaş, orgazmlarıysa bir zafer olmuştu. Bu, Partiye indirilmiş bir darbeydi. Sevişmek siyasal bir eylemdi.