Cans

Cans
@Cnsutt
Ben hiç prenses olmadım. Ama yedi kat döşeğin altındaki bezelye tanesini ben de hissederim. Canımı sıkan, kalbimi kıran, aklımı kurcalayan bir şey varsa, ne yaparsan yap, yedi kat döşek de koysan üstüne uyuyamam. Şimdi de bir bezelyem var. Hayatımın günleri birbirinin aynısı. Hayatım bezelye tanesi gibi altımda durup beni rahatsız ediyor, uyutmuyor. İnsan hayatından kurtulur mu hiç? Çocukken cehennemde yanacağım diye kurtulmaz derdim, şimdi fikrim değişti, insan henüz yaşamadığı bir hayattan kurtulursa hiç yaşamamış sayılır. Ama ben yaşamak istiyorum. Nükhet Duru, adının gazinoda neon ışıklarıyla yazıldığı gün çok mutlu olmuş. Çığlık atmış mutluluktan. Ben de adım neon ışıklarıyla yazılsın istiyorum. Mihrap Güzelyayla… İşte o zaman uyurum.
Sayfa 27·Kitabı okuyor
Reklam
Gel gör ki, zenginliğin genel yükselişinin hiyerarşik bir toplumun ortadan kaldırılmasını tehlikeye düşürdüğü, ama aslında hiyerarşik toplumun bir anlamda ortadan kaldırılması demek olduğu açıktı. Belli ki, herkesin daha az çalıştığı, yeterince yiyecek bulduğu, banyosu ve buzdolabı olan bir evde yaşadığı, bir arabası, hatta uçağı olduğu bir dünyada, eşitsizliğin en belirgin, belki de en önemli biçimi ortadan kalkmış olacaktı. Zenginlik, bir kez genelleşti mi, ayrım tanımayacaktı. Hiç kuşku yok ki, kişisel mülk ve lüks anlamında zenginliğin eşit biçimde dağıtılacağı, buna karşılık iktidarın küçük bir ayrıcalıklı zümrenin elinde toplanacağı bir toplum düşünmek mümkündü. Ama böyle bir toplum uygulamada sürekli ayakta kalamazdı. Çünkü boş vakit ve güvenlik herkesçe paylaşıldığında, yoksulluğun sersemi çevirdiği geniş kitleler okuryazar olacak, kendi başına düşünmeyi öğrenecek, o zaman da hiçbir işe yaramadığını sonunda fark ettiği ayrıcalıklı azınlığı ortadan kaldıracaktı. Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun sürede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürebilirdi.
Sayfa 206·Kitabı okudu
Partinin dünya görüşü, onu hiç anlamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. Gerçekliğin en açık biçimde çarpıtılması böylelerine kolayca benimsetilebiliyordu, çünkü kendilerinden istenenin iğrençliğini hiçbir zaman tam olarak kavrayamadıkları gibi, toplumsal olaylarla yeterince ilgilenmedikleri için neler olup bittiğini göremiyorlardı. Hiçbir şeyi kavrayamadıkları için hiçbir zaman akıllarını kaçırmıyorlardı. Herşeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı, çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip girmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.
Sayfa 172·Kitabı okudu
Sonra en mühimi: kendini halinden şikayet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun.
Sayfa 182 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Kendinde her şeyi yapabilecek kuvveti görmek, sonra yapılacak hiçbir şey bulamamak.. Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek.. Ve nihayet bütün bunları sisli bir havadaki ağaçlar gibi belli belirsiz, karışık bir şekilde hissetmek.. Bu, uzun zaman dayanılır şeylerden değildi.
Sayfa 177 - Can Yayınları·Kitabı okudu