Çünkü insan denen mahlukun en önemli niteliklerinden biri unutmaktı. İyiliği de kötülüğü de, acıyı da mutluluğu da, korkuyu da sevinci de unuturlardı. O yüzden aynı hataları tekrarlarlardı.
Osman Amca emekli olunca, evde canı sıkılıyor. 1980'lerin başından söz ediyorum. Berlin Duvarı'nın kenarında boş bir araziyi gözüne kestiriyor. Oraya soğan, sarımsak, domates, salatalık ekmeye başlıyor. Yani araziyi bostana çeviriyor. Toprak, Demokratik Alman Cumhuriyeti'ne ait. Derken askerler durumu fark edip geliyorlar, 'Ne yapıyorsun burada?' diye çıkışıyorlar. Osman Amca gayet pişkin bir tavırla cevaplıyor: 'Ne yapacağım, arazi öylece duruyordu, ektim, biçtim, bak bunlar çıktı.' Yetiştirdiği salatalıklardan, domateslerden askerlere veriyor. Biliyorsun Duvar söz konusu olduğunda asla tolerans göstermezdi Doğu Alman yetkilileri, ancak tuhaftır karışmıyorlar bu yaşlı adama. Hatta şakacıktan, 'Bu arazi Osman'a aittir' diye yazılı bir belge bile veriyorlar. Böylece Duvar'ın kenarında yemyeşil bir vaha yükseliyor. Derken Duvar yıkılıyor, Almanya birleşiyor fakat Osman Amca bırakmıyor bostanını. Dahası, bir de iki katlı ahşap bina dikiyor arazinin ortasına. Kreuzberg Belediyesi'nde Yeşiller Partisi olduğu için onlar da dokunmuyorlar ihtiyarın bostanına. Osman Amca'nın bostanı bugün Berlin'in bir parçası olmuş durumda. Tur rehberleri bile gezi programına alıyorlar orayı. Gelen turistler, 'Berlin Hatırası' diye önünde fotoğraf çektiriyor."