Hilal

Hilal
@CokFuzuli
1400 okur puanı
Kasım 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·96 syf.·
2025 21. kitabı
Birçok öyküden oluşan bu kitap sizi evlilikten soğutmaya ahdetmiş ki buna ne gerek.. Evliliğe dair her şeyi sorgulatıp basbayağı umutsuzluğa kapılmanıza neden oluyor. Özellikle de evlilik sonrası içine düşülecek gündelik yaşamı fazlaca öcüleştirmiş. Konu dikkat çekici olsa da üslup için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Duruluktan bir hayli uzak, tatsız bir üslubu var yazarın. Tekrarlar, kelime seçimleri, üyelerinin bizi neden bir araya getirdin diye bağırdığı tamlamalar kan ağlatmış öykülere. Kelime oyunları, alışılmadık bağdaştırmalar yapıp farklı olayım derken akışı dağıttığı yerler var, okurken kopuyorsunuz. İsme kanarak kitap seçmek için fazla kısa bu ömür.
Evlilik Cüzdanlarını Buruşturan ÖykülerNeşe Cehiz · Varlık Yayınları · 199215 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·96 syf.·
2025 24. kitabı
Roman, Baragan Ovası’nın tasviriyle başlıyor. Burası öyle bir yerdir ki ağaçsız, dikenli, suyunu toprağın derinliklerinde saklayan, yani yoksulluk ve sefaletin sorumlusu, suçlu bir yer. Asıl suçlular ise tabii ki toprakları ve tüm gelirleri kendilerinde toplayan toprak ağaları. Köylüler burada inanılmaz bir sefalet içindeyken toprak ağaları zenginlik içinde yaşamaktadır. Zenginlerin zenginliğinin bekçisi jandarmaların köylülere ettiği eziyetler de cabası. 14 yaşındaki Matake, annesi ve babası; balıkçılık yaparak geçinmeye çalışmaktadırlar. Anne çamaşırcılık vb. işler yaparak biriktirdiği parayla bir araba ve yaşlı bir at almayı başarır. Böylece baba, uzak pazarlara giderek balıkları değerinden satabilecek, biraz olsun para kazanabilecektir. Baba ve oğlun bu iş için yola çıkması ise kitapta âdeta tüm uğursuzlukların başlangıcı. Bu yolculuk sırasında babası Matake’ye “Sen olmasaydın bu yolculuğa çıkmazdım.” diyerek tüm sorumluluğu çocuğun üstüne yıkıyor (baba gibi baba), Matake kendini çok kötü hissediyor. Baba-oğul yolculuğa çıkıp köyden uzaklaştıkça arka plandaki sefalet görünümünün azaldığını fark ediyoruz. Yine de başka illerde yersiz yurtsuz olmaktansa sefalet içinde ama özgür olabildikleri köylerini tercih ettiklerini seziyoruz. Kahramanlar, derinlemesine işlenmemiş, olayların etrafında dönenmekle kalmışlar. Yazarın bilinçli bir tercihi belki de bu. Çünkü yazar aslolarak olaya, yani 1907 Romanya Köylü İsyanı’na dikkat çekmek istemiş. İsyanın sebeplerini gerçekten hissettirmeyi de başarmış, kitabı okurken yemek yemeye utandığınız bir an gelebilir. Kitabını da zaten isyanlarda öldürülen ve ölümlerinin hesabının hiçbir zaman sorulmadığı yaklaşık on bin köylüye adamış. Yer tasvirleri güzel olmakla birlikte okurken zevk aldığım bir kitap olamadı maalesef.
Baragan'ın DikenleriPanait Istrati · Varlık Yayınları · 19941,945 okunma
Puan vermedi·104 syf.·
2023 47. kitabı
Gustav Aschenbach, 50 yaşında, Münihli, tanınmış bir yazar. Karısını erken yaşta kaybetmiş, evli bir kızı var. Sanata verdiği önemden dolayı “von” ünvanını alıyor. Beş bölüme ayrılmış bu novelde, yazar Aschenbach’ın kendisiyle ilgili çıkmazları, ruh dünyasındaki çalkantıları ve içine düştüğü kimlik bunalımlarını okuruz. Sanata bakış açısı ile içsel yaşamı çelişen yazar, aniden gelen bir seyahat arzusuyla yola çıkar. Venedik’e yaptığı yolculuk, yazarın çözülmesini simgeler. Yıllarca katı kurallar içinde yaşayan yazar, bu yolculukla ruhuna doğru da bir yolculuğa çıkmış olur. Vardığı yerde güzelliğe olan tutkusu, aşka evrilir - Yunan tanrılarını bile kıskandıracak güzellikte, 14 yaşındaki genç delikanlı Tadzio nezdinde. Tadzio’ya tutkulu bir aşkla bağlanmıştır, her yerde onu takip eder ama sadece uzaktan izlemekle yetinir. Onun güzelliği ve gençliğinin yanında kendini çok yaşlı bulur ve beğenmez. Son bölümde Aschenbach, Venedik’te başlayan salgın hastalık (kolera) haberini önceden almasına rağmen, tutkusundan ayrı kalma korkusuyla bu bilgiyi kendine saklar. Zamanla bu aşk, tıpkı Venedik şehrini esir alan salgın hastalık gibi ruhunu ele geçirir ve ölümü getirir. 1. bölümde yazarın yaratamama sorunu ve seyahat arzusu; 2. bölümde yazarın çocukluğu, gençliği, sanatçı kişiliği; 3. bölümde Venedik’e yolculuğu, 4. bölümde yazarın Tadzio’ya duyduğu derin tutku; 5. bölümde ise yazarın yaşamının son günleri anlatılıyor.
Uzun Öykü
Venedik'te ÖlümThomas Mann · Can Yayınları · 20204,653 okunma
Puan vermedi·125 syf.·
2022 39. kitabı
Latife Tekin fanı olmalık kitap.. Sevgili Arsız Ölüm’den sonra ikinci aşkım bebeğim. Kitabın isminden bahsedelim öncelikle. Kitapta verilen bilgilerden biri “Berci” isminin nereden geldiğiyle ilgili zaten: “Köyde yazıda yaylayan, gece dışarıda kalan koyunları sağmaya giden kızlara ‘Berci kız’ denirdi. Bu kıymetli bir iş olarak görülürdü. Köyde kullanılan bu ismin biraz değiştirilerek kentte de kullanılmasına devam edilmiştir. Çiçektepe’de yalnızca çöp ayıklayan, çöp toplayan kızlara bu sıfat layık görülmüştür.” İşte romanın adı, köyde çobanlık yapan kıza verilen “Berci” adının devam ettirilerek, kentte çöp toplayan kadınlara verilmesi ile sonrasında da kentteki kadınlara özenilerek hayat kadını Deli Gönül’e “Kristin” adının verilmesi ile ortaya çıkmıştır. Burada köye ait olan bir unsurun kente taşınarak varlığını sürdürmeye devam ettiği görülüyor. Roman -yazarı her ne kadar bir masal olduğunu söyleyerek romana mesafeli dursa da- köyden kente göçün ve yoksulluğun bir panoraması.. Panorama kelimesi yetersiz kalır aslında. Romanda belli başlı bir ana karakter olmasa da anlatım genel bir görünüşten ibaret diyemeyiz ki zaten eser, belli bir serim-düğüm-çözüm planına da bağlı kalınmadan yazılmış. Çiçektepe’nin -kanun dışı- kuruluşu ve bu süreçte köydeki yaşam stillerini hâlen sürdüren ama şehirleşmeye de çalışan ve ikisi arasında bocalayan insanların yaşadıklarının anlatıldığı romanda birçok meselenin irdelendiğini görüyoruz: yoksulluk, cahillik, batıl inançlar, fabrika hayatı, hastalıklar, sınıf mücadeleleri, kadın-erkek ilişkileri, işçi-işveren ilişkileri, haksızlık, çaresizlik, grev, şiddet… Sanayi mahallesi ile çöp sahası arasında konuşlanmış bu mahallede gecekondular yıkım tehlikesi altındadır sürekli. Yıkım ekipleri gelip evlerini yıkar, onlar yıkmasa durmak
Büyülü Gerçekçilik
Berci Kristin Çöp MasallarıLatife Tekin · Adam Yayınları · 19842,359 okunma
Puan vermedi·260 syf.·
2023 32. kitabı
Düşüncelerinin yoğunluğuyla hem romanını hem de bizi boğuyor Sartre; mutlu günlerinizde okumayınız, ruh hâlinizi tersine çevirebilir. Antoine Roquentin’in birtakım gezmelerden sonra Rollebon hakkında araştırma yapmak için Bouville’de kaldığı dönemden 25 günün aktarıldığı -günceden oluşmuş- bir roman. Bir felsefî fikri (varoluşçuluk), roman şeklinde okumak (daha) güzel. Roquentin, var oluşundan ve tüm var oluşlardan tiksiniyor. Cansız varlıkların da yaşadıklarını; insanların onları etkilediğini, onların da insanları etkilediğini düşünüyor. Nesnelerin farkına vardığı her an bulantı yaşamaya başlıyor. İnsanların nesnelere hiçbir anlam yüklememesi gerektiği, onların var olmasının hiçbir amacı ve sebebi olmadığı konusunda hemfikiriz. Sartre bunu insan için de düşünüyor tabii ki o ayrı. Var olmamızın hiçbir amacı ve sebebi yok, sadece varız, diyor. Antoine’in sürekli bir bulantı yaşamasının sebebi işte bu var oluşun anlamsızlığını bilmesi, kendiyle birlikte diğer her şeyi “fazlalık” olarak görmesidir. İnsan özünü oluşturmak için önce var olmalıdır, var olduktan sonra kendi özünü insan seçer ve seçim yaptığı için de bir sorumluluk yüklenmiş olur. Bu noktada insan kendisini seçme özgürlüğüne sahiptir. Sartre, “Varoluş özden önce gelir.” ilkesi ile aslında insanın özgürlüğünü vurgular. Kişi ne olmak isterse özü gereği o olacaktır. Sartre, romanın sonunu bir yere bağlamamış gibi görünse de aslında yaşamanın anlamını özgürlükte bulur. İnsan var oluşunun sorumluluğunu üstlenmek zorundalığıyla özgürdür evet ve bu bulantı verici.
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma